Köpük Balonlar Sandığımız Kadar Masum Mu?

Köpük Balonlar Sandığımız Kadar Masum Mu?

Hepimiz sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürmek isteriz. Hele ki söz konusu minik yavrularımız olduğunda daha bir titizlenmemek elde değil. Ebeveynler olarak çocuklarımızın bedensel ve zihinsel olarak sağlıklı bir gelişim göstermesi için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz elbette. Kimi zaman katkı maddesi içerdiğini, zararlı olduğunu düşündüğümüz çikolataları miniklerimiz ulaşamasın diye evimizin en ücra köşelerine saklıyoruz. Yeri geliyor komşu teyzeden aldığımız organik, ev yapımı tarifleri uygulamaya çalışıyoruz. Gıda ve beslenme konusuna biraz daha eğildiğimiz, bu konuda gün geçtikte daha da bilinçlendiğimiz az çok hepimizin malumu. Peki ya bunların yanı sıra evimize giren, olmazsa olmazımız temizlik ve hijyen ürünleri konusunda yeteri kadar bilinçli miyiz, ne dersiniz?

Mesela aldığımız ürünlerin öncelikle paraben, alüminyum, SLS gibi zararlı kimyasal maddelerden arınmış olduğuna emin miyiz? Belki de adını duymadığımız veya masum olduğunu zannettiğimiz bu tehlikeli maddelerden bahsedelim biraz da. SLS (Sodyum Lauryl Sülfat) elimizin altında sürekli bulunan, gündelik hayatımızda en çok kullandığımız temizlik malzemelerimizden olan bulaşık deterjanları ve sabunlarımızın köpürmesini sağlayan kimyasallardan. Mikroplardan arınsın diye sürekli elini yıkamasını istediğimiz kızımıza ellerini yıkarken iyice köpürtmesini söyleriz ki elleri tertemiz olsun, mikroplar kırılsın. Ya bu köpüğün SLS adlı orta tehlikeli olarak sınıflandırılan tahriş edici kimyasaldan kaynaklandığını bilsek, hala aynı tembihte bulunabilir miydik? Pek sanmıyorum. Belki de çoğumuz maruz kaldığımız zarar ve tehlikeden bihaberiz.

Bu malzemeleri sadece temizlikte değil, zaman zaman çocuklarımızın eğlence aracı olarak da kullanabiliyoruz. Örneğin bulaşık deterjanından balon köpükcükleri yapmak gibi. Çocuklar için keyif verici olan bu aktivite maalesef bulaşık deterjanı kullanımı ile zararlı bir hale dönüşüyor. Oyun esnasında çeşitli petrokimyasallardan elde edilen bu deterjanlardan oluşan köpüklerle çocukların hassas cildi temas ediyor. Dahası kontrol altında olmayan bazı çocuklar bu deterjanlı suları bilemeyerek içebiliyorlar. Tüm bunları düşündüğümüzde, hem çocuklarımızın sağlığı hem de içimizin rahatlığı için elimize geçen ürünleri sorgulamadan, incelemeden tüketmememiz gerektiğini bir kere daha anlıyoruz. Önce bir bakalım ürünün kimyasal içerip içermediği ve doğayla uyumlu olup olmadığına. Bu bilince vardıktan sonrası ise kolay, hem organik hem ekonomik kullanımı olan birçok alternatif ürün mevcut. Bu noktada tamamen doğal, renklendirici ve koruyucu içermeyen hem de mis gibi altıncık kokusuyla çocuklarınızın hem güvenli bir şekilde eğlenebileceği hem de hijyenlerini sağlayabileceği köpük sabunumuzu denemenizde fayda var derim. Unutmayalım, sağlık her şeyin başı!

Organik günler dileriz.

Selin Bozdağ Toprak

Bebek Eşyalarında Temizlik !

Bebek Eşyalarında Temizlik !

Mini mini bir kuş evinize konduğu andan itibaren artık hayatınız hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak demektir. Günlük yaşantınızda değiştirmeniz gerekence onlarca şey, gözden geçirmeniz gereken onlarca konu vardır. Bu değişimin iyi yönde olduğuna tabi ki şüphe yok, ancak bazen değişimleri önem sırasına göre dizmekte yanlışlar yapıyor olabiliriz.

Bebeğimizin güvenliği, sağlığı, mutluluğu herşeyin önündedir şüphesiz, ama o emeklerken yerlerden mikrop almasın diye evi hergün mis kokulu deterjanlı sularla silmek iyi bir strateji değildir. Kıyafetlerine değen meyve lekeleri çıksın diye çamaşır suyuna batırmak, ya da mama sandalyesi üzerindeki salça lekeleri çıksın diye çamaşır suyu ile silmek yapılan en büyük hatalarımızdan olsa gerek. Bırakın lekeli giysin badilerini, kirli görünsün mama sandalyesi bebeğiniz çamaşır suyu kalıntısından uzak olsun da. Yerler sirkeli suyla da parıldar, yeter ki çocuğun o kokulu kimyasalları yalamasın.

Yine biberonlarını kendi kullandığımız fosfat içeren bulaşık deterjanı ile yıkamak da bunların arasında yer alır… Bebeklerin doğduğu günden itibaren anne sütü ile bile beslenseler öyle yada böyle sterilize edilmesi gereken bazı malzemeleri vardır. Bu emzik olabilir, süt sağma makinesi olabilir, ve ya biberon olabilir. Bu bahsettiğimiz 3 malzeme de direk olarak bebeklerin ağızlarıyla temasta olduğundan hijyenik olmaları gerekmektedir. Süt ve mama kalıntıları üzerinde kolayca üreyen bakteriler bebeklerde mide ve bağırsak rahatsızlıklarına sebep olabileceğinden son derece önemlidir. Farklı formatlardaki sterilizasyon makineleri bulunmasına rağmen, suda kaynatmak kullanılan en geleneksel ve düşük maliyetli yöntemdir. Biberon veya emzikler güzelce temizlendikten sonra suda kaynatılarak sterilize edilebilir. Ancak bu işlemi her seferinde yapmak mümkün olmadığı durumlarda kullanılmak üzere alternatif bir temizlik deterjanınızın olmasında fayda vardır.

Bir defalık bulaşık deterjanıyla yıkarım birşey olmaz, zaten bir dahaki sefere kaynatırım birşey kalmaz demeyin. Marketlerde satılan bulaşık deterjanlarında kullanılan, ürünleri kolayca temizlemeye yarayan ana maddelerden biri olan fosfat durulanması son derece zor bir kimyasaldır. Durulanamayan bu madde, ishal, kusma, deride tahriş gibi çokça yan etkiye sahiptir. Su kaynaklarına karışan fosfatın oksijeni tüketen yosunlara besin olarak, o bölgedeki balıkların boğularak ölmesine sebebiyet vermesi de işin çevreye bakan yanı.

Tüm bu sebeplerden yola çıkarak bebeğinizin bulaşıklarını sonrasında kaynatacak bile olsanız fosfat içermeyen deterjanlarla yıkamanız önemlidir. Bu konuda en büyük sıkıntıyı misafirliğe gittiğinizde yaşayacağınızı da belirtmekte fayda var. Neyse ki herşeyin en pratiğini düşünen anneler deterjanların deneme boylarını edinip, çantalarında taşımayı da kolayca başarabilirler. Deneme boyu olmayan ürünleri de kendi alacağınız minik kaplarda çantanızda bulundurabilirsiniz.

Piyasada artık yerli yabancı çokça markada organik içerikli bulaşık deterjanları bulunmaktadır. Yerli üretim hacminin de artışıyla çeşitliliği artan bu ürünlerin erişilebilirliği artık daha kolay. Deterjanlarınızı seçerken sertifikalı organik ürünleri tercih etmeniz ürünlerin üretim proseslerinin kontrollü olması açısından son derece önemlidir. Dünyaya daha yeni gözlerini açan, bağışıklık sistemi bile gelişmemiş minik yavrularınızı en azından kimyasallardan korumak sizin elinizde. Haydi bir göz atın, siz de göreceksiniz zengin seçenekleri.

Organik günler dileriz,

Dr. Nil Demir

 

 

Ekolojik Temizlik Ürünleri

Ekolojik Temizlik Ürünleri

Işıl ışıl parlayan bardaklar, sofralarımızı süsleyen muhteşem desenlere sahip yemek takımları, en sevdiğimiz kıyafetler, nevresimler, perdeler, üzerinde toz kondurmadığımız mobilyalar… Evlerimizde tertemiz olması gereken eşyalardan bazıları. Yine dışarı çıktığımızda da bu temizliğe rastlamak isteriz. Oturduğumuz bir restoranda menünün zenginliğinin yanı sıra servislerin temizliği, çalışanların görünümü ilk dikkatimizi çeken şeylerdendir. Tabi ki bu muhteşem temizliği elde etmek için oluşturulan temizlik malzemesi zulalarımız… En kalitelilerini ve en iyi sonuç verenlerini bulabilmek için araştırmalar yapar, tavsiyeler dinleriz. Hedef temizlik ve hijyen olunca hiçbir ayrıntı gözden kaçmamalıdır (!)

 

Sadece Temizliyorlar mı?

Temizlik ve hijyen için yaptıklarımız, harcadığımız onlarca çaba ve para bizi bu hedefe götürürken bazı ayrıntı olamayacak hususları göz ardı etmemize neden olmamalı değil mi? İşte sağlığımız bu hususların başında. Temizlik yapmak için kullandığımız çoğu malzemenin görünen yüzü, kirlerin ve lekelerin giderilmesi iken, görünmeyen yüzünde ise sağlığımız üzerinde giderilemeyecek hasarlar bırakma ihtimali bulunuyor. Yapılan onca araştırma sarf edilen emek ve paraya rağmen amacımızın aksiyle karşılaşmamız mümkün. Çünkü özellikle çamaşır ve bulaşık deterjanlarının içerikleri hakkında yapılan araştırmalar bunların insan sağlığı, ve ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyuyor. Günlük hayatımızda sürekli deterjanlarla haşır neşir oluyoruz. Bu da deterjanların temas ile vücudumuza, akan su ile doğaya karışmasına neden oluyor. Özellikle sıvı sabunlar, şampuanlar, bulaşık ve çamaşır deterjanları, banyo ve mutfaklarda kullanılan yüzey temizleyiciler durulanma zorluklarıyla karşımıza çıkıyor. Yapılan bir araştırmada; iyi bir durulama için çamaşır makinasında 8 ton, bulaşık makinasında 6 ton, banyoda şampuan ve duş jeli için 2 ton su harcanması gerektiği söyleniyor. Başka bir araştırmada ise deterjanla yıkanmış ve durulanmış yemek kaplarında 0,199 – 0,663 mg./lt. deterjana rastlanmıştır. Deterjanların durulanma zorluğu neticesinde yemek kaplarından vücuda günde 75 mg. deterjan alınabiliyor. Bu oran birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep oluyor. Nitekim deterjanların deriye teması bile cildin yağını alır, kurumasına ve çatlamasına, hassas kişilerde dermatitlerin oluşumuna neden oluyor. Ayrıca bebek ve çocuklarda bu etki daha vahim sonuçlara ulaşabiliyor. Ham petrolden sentetik yolla elde edilen deterjanların içeriğinde genel olarak fenol, amonyak, paraben, naftalin vb. gibi zararlı kimyasal maddeler bulunuyor. Son zamanlarda deterjanlarda biyolojik bozulmaya uğrayan madde kullanılması yaygınlaşsa da bir çok deterjanın içerdiği doğada çözünmeyen inorganik maddeler sulara ve toprağa karışıp buralarda birikerek ekolojik canlılığı tehdit etmeye devam ediyor. Ayrıca petrolden üretilen temizlik malzemeleri uzun vadede kanalizasyon sistemlerine de zarar veriyor.

 

Alternatif Temizlik Ürünleri-Yöntemleri Var mı?

Zararlı deterjanlar konusunda toplum sağlığının ve çevrenin korunmasıyla ilgili kurumlar ile üreticilerin alacakları önlemler yapacakları düzenlemelerin yanı sıra bizler de birkaç alışkanlık değişikliğiyle hem kendimizin ve sevdiklerimizin sağlığını hem de doğayı ve ekolojik canlılığı korumak için adım atabiliriz. Kaldı ki günümüzde organik ve ekolojik ürünlerin kullanımına yönelik artan bir trend mevcut. Yapılan araştırmalar ve tavsiyeler artık hangi markanın daha iyi temizlediği yönünde değil, nasıl daha doğal ve zararsız temizlik elde edebilirim yönüne eviriliyor. Modern yaşam kalıplarının bizi zorladığının aksine daha az şeyle daha sağlıklı ve temiz olunabilir. Evde birkaç malzemeyle hazırlanabilen çamaşır ve bulaşık deterjanları hijyeni sağlamaya yetiyor ve sağlığımızı olumsuz etkilemiyor. Bunu yanı sıra insan sağlığına ve çevreye duyarlı firmalar ve girişimciler bitkisel içerikli temizlik malzemeleri üretmeye çalışıyor. Ağır kimyasal maddeler içeren temizlik malzemeleri kullanılarak daha çok hijyen elde edileceği takıntısından uzaklaşarak evimizde temizleyici içeriğe sahip organik malzemeleri değerlendirmeye, hem sağlığımıza hem doğaya ve ekolojik sisteme zarar vermeyen temizlik ve bakım malzemeleri satın almaya çalışmalıyız.

 

Organik günler dileriz,

 

 

 

 

 

 

 

Çamaşır Suyu Adına Su Denilecek Kadar Masum Mudur?

Çamaşır Suyu Adına Su Denilecek Kadar Masum Mudur?

Bundan önceki yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır. Uzman çocuk doktoru Hafize Erkal’ın alerjik hastalıkların artışıyla ilgili yazdığı yazıda, artan alerjik hastalıkların sebeplerinden birinin de kullanılan kimyasal deterjanlar olduğundan bahsedilmişti. Çeşitli besinlere, yada çevrede herhangi bir etkene karşı gelişen alerjik reaksiyonlar hem bebeklerin hem annelerin hayatında oldukça zorlaştırmakta. Temizlik malzemelerinin ise özellikle kronik bronşit ve astımı tetiklediği biliniyor.  Bu durumun bilimsel olarak ortada olması sanırım hayatımızdan bu kimyasalları uzaklaştırmak için oldukça yeterli bir sebep. Buyrun yazıyı da okuyun, belki biraz daha etkili olur…

Yıllar televizyonlarda bangır bangır reklamları yapılan, karşısına çıkan her türlü rengi ağartıp, kirleri arındıran, mikropların korkulu rüyası nam-ı diğer Sodyum Hipoklorit. Elinize, gözünüze, yüzünüze bilümum yerinize değdiğinde yakıcı olup, kalıcı etkiler bırakabileceği bilinmesine rağmen, o bangır bangır dönen reklamlarda bir gün olsun ‘eldivenle kullanınız’ uyarısı yapılmayan bir çeşit su. Evet siz de biliyorsunuz ki adına su demişler, çamaşır suyu, duyan da der ki çamaşırların öz suyu. Annelerin kokusunu duymadan evi temizlenmiş saymadığı, adeta her evin vazgeçilmezi. Yurt dışında birçok ülkede okul, hastane gibi kamu alanlarında kullanımı yasaklanmış olmasına rağmen, bizim lokantalarda, restoranlarda masaların silinmesi için kullandığımız milli suyumuz, çamaşır suyu.

Kıyafetlerde, tuvaletlerde leke hatta renk bırakmayan ve bunu saniyeler içerisinde yapacak kadar güçlü olan bir sıvıya su demek çok da doğru değil zannımca. Zira dikkatsiz kullanımı sebebiyle solunum yolu enfeksiyonlarından, geçici körlüğe, karaciğer sorunlarından astım krizlerine çokça yan etkileri olduğu da kanıtlanmıştır. Artan alerjik hastalıkların bir sebebinin de kimyasal deterjan kullanımı olduğunu yazmıştı Dr. Hafize Erkal, bloğumuzdaki yazısında.  Oysa ki su hayattır.

Beş yıl yurt dışında yaşayıp, dünyanın farklı ülkelerine seyahat etmiş biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki biz Türkler oldukça titiz bir milletiz. Bir de öyle bir hal almış ki temizlik anlayışı, fazla çeşit deterjan kullanmak, kısa sürede çamaşır suyunu bitirmek marifetmiş dersiniz. Ama takdir edersiniz ki temizlik kıyafetlerin lekesini çıkarıp, evimizin tuvaletini beyazlatmayla olacak bir iş değildir. Eğer ki siz yaşadığınız 3 odalı evin temizliği için milyonların birlikte paylaşmak zorunda olduğu doğal kaynakları kirletiyorsanız, bir yerde yanlış var demektir. Üzerine oturup düşünülüp, ciddi tartışmaların yapılması gereken bir yanlış… Aslında lavobonuzdaki minik sarı bir lekeyi temizlerken hem kendi sağlığınızı hem sizinle birlikte evinizde yaşayanların sağlığını tehdit etmekle birlikte, su kaynaklarına karışmasına sebep olduğunuz o kimyasallarla suda yaşayan canlıların yaşam alanlarını tehdit ediyorsunuz. Su kaynaklarından toprağa karışan kimyasallar ise o topraklarda yetişen meyve ve sebzeler aracılığıyla tekrardan sizin ve çocuklarınızın vücuduna geri dönmekte.

Çok üzgünüm ama ay bensiz çamaşır susuz yapamam, çamaşır suyu olmadan temizlik olurmuymuş, tuvaleti başka hiçbir şey beyazlatmıyor gibi laflar artık gurur duyulması gereken sözler değil. Bu işlerden biraz anlayan birinin karşısında kurarsanız bu cümleleri, sizi cümleleri kurduğunuza da çamaşır suyunu kullandığınıza da pişman edebilir, aman ha dikkat derim. Sağlıklı yaşam trendlerinin bu kadar artış gösterdiği, bilinçli kesimin hızlıca bilgiye ulaşabildiği günümüzde artık insanlar okuyup, en doğal seçenekleri değerlendirmeye çalışıyor. Ha unutmadan ev yapımı deterjanlar, sabunlar, ve sertifikalı organik deterjanlar bu işin en doğal kısmını oluşturuyor. Sertifikalı kısmına tekrardan dikkat çekiyorum, çünkü sertifikalı demek deterjanın içeriğinde kullanılan ham maddelerin tek tek kontol edilmesi demek, sertifikalı demek deterjanların üretiminden ambalajlanmasına her aşamasında kontrol edilip onaylanması demektir. Bizden söylemesi.

 

Organik günler dileriz,

Dr. Nil Demir

Alerjik Hastalıklardaki Artış

Alerjik Hastalıklardaki Artış

Son zamanlarda alerjik hastalıklardaki artışın sebebini anlayabilmek adına Uzman Çocuk Doktoru Hafize Erkal ile görüşmeye karar verdik. Kendisi çocuk doktoru olması yanında uzun yıllarda alerjik hastalıklar üzerine yoğunlaşan çalışmalarıyla bizce bu konu üzerine bilgi edinebileceğimiz en doğru kişiydi. İlk sorduğumuz soru ‘Eskiden insanların alerjisi yok muydu? Vardı da farkındalık mı azdı? oldu. Çünkü bir hastalığın bir anda bu kadr artması şaşırtıcıydı bizim için. İşte Hafize Hanımın verdiği cevap aşağıda. Verdiği cevapları bir.ok noktada sağlıklı beslenmeye, organik tüketime bağlamak mümkün. Bakın bakalım siz de bağlayabilecek misiniz?

Alerjik durumlar ve alerji bağlantılı hastalıkların son yıllarda artış gösterdiği bilinmektedir. Alerjik belirtileri gösteren hastalarda alerjik durumu belirlemek nispeten kolaydır. Altta yatan sebep alerjik olmasına rağmen belirti ve bulguları alerjiyle ilgili değilmiş gibi görünenlerde maskeli alerjiler söz konusudur. Belki çok dikkatli bir gözlemle bu bağlantıyı sezmek mümkün olabilir.   Örneğin bazı bağırsak hastalıklarında, birçok astımlıda zeminde inek sütü intoleransı vardır. Süt ve süt ürünlerinin fazlaca tüketilmesini takiben veya bir süre sonra hastalık belirtilerinde alevlenme, kötüleşme görülmesi bir ipucudur. Şüphelenilen gıdayı 4-8 hafta kadar tüketmeyip iyileşmeyi gördükten  sonra  yeniden  o gıdayı almaya başlayarak 4-8 hafta süreyle belirtileri takip etmekle de  maskeli  alerjiyi  belirleyebiliriz. Alerji gelişimine neden olan ve kolaylaştıran faktörler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir.

  1. Genetik Yatkınlık: Alerjik hastalıklarda ailesel eğilim vardır.
  2. Virüs Hastalıkları: Bazı ağır virus hastalıkları bağışıklık sisteminde hasara neden olup kişinin gelecekte alerji geliştirmesine yol açabilir.
  3. Parazit Hastalıkları
  4. Gıda Katkı Maddeleri
  5. Aşırı Temizlik: Hem temizlikte kullanılan kimyasallar hem de bağışıklık sisteminin gelişmesine katkıda bulunan mikroplardan uzak kalmak sistemin alerji yönüne kaymasına neden olur.
  6. Tüm sebze meyvenin her mevsim her yerde bulunması: İnsanlar eski zamanlarda yılın belli aylarında tüketebildiği yiyeceklere artık sürekli ulaşabilir durumdadır, bu da vücudun aynı gıda maddesine sürekli olarak hem de birtakım müdahalelere (ilaçlama, hormonlama vs ) uğramış şekliyle maruz kalmasına sebep olur. Maskeli alerjilerin birçoğu aynı gıdanın aşırı miktarda ve sürekli olarak tüketilmesinden kaynaklanmaktadır zaten.
  7. Aşılamalar : Bütüncül tıpla uğraşan hekimler çok sayıda aşı uygulamanın, hafif seyirli çocukluk çağı hastalıkları için dahi aşı yapmanın alerjik hastalıkları arttırdığını savunuyorlar.
  8. Teknolojik Gelişmeler: Klimalar, merkezi ısıtmalar, duvardan duvara halılar, ev akarları ve küf mantarlarının üremesi için elverişli ortamlardır. Modern ofislerde açılamayan pencereler insanların üzerindeki parfümlerin herkese sirayet etmesine, plastikler, formaldehit, benzene gibi çok değişik kimyasallara maruz kalmaya neden oluyor.
  9. Hava-Çevre Kirliliği: Egzoz gazlarındaki kimyasallar polenlerin alerjen etkisini arttırıyor. Bağışıklık sistemi çevre kirliliği yaratan maddeyle birleşmiş olan gıdayı tanıyamıyor onu zararlı-yabancı bir madde olarak algılayıp tepki gösteriyor.
  10. Elektromanyetik Kirlilik: Cep telefonları, bilgisayarlar, baz istasyonları, enerji nakil hatları gibi elektromanyetik kirlilik kaynaklarının artmasına paralel olarak alerjiler de artmıştır. Bazı durumlarda elektromanyetik kirlilikten uzaklaşmak alerjik belirtilerin tümüyle veya büyük oranda iyileşmesi için yeterli olabiliyor.
  11. Stres: Yaşam ritmimiz giderek hızlanıyor, teknoloji bize çok fazla imkanlar sunuyor böylece deneyimlemek istediğimiz şeylerin sayısı da artıyor. Fakat bunlar da zaman ve para gerektiriyor . Bu beklentiler ve baskılar uzun vadede sağlığımız açısından olumsuz etki yapıyor, stres ve alerjilere sebep oluyor. TV karşısında ambalajlanmış, işlenmiş gıdalar tüketmek, temiz hava ve egzersiz azlığı da eklenince durum daha da kötü hale geliyor.
  12. Bazen özel travmatik olaylar özel bir allerjiye sebep olabiliyor. Mesela çocukluğunuzda yaşadığınız üzücü bir olay, yada bir kaza o esnada yediğiniz bir gıdaya karşı alerji gelişmesine yol açabiliyor.
  13. Diyet: Mama ile beslenen bebeklerde anne sütü ile beslenenlere göre alerjik problemler daha çok görülür. Anne sütünü aniden ya da erken kesmek de problem olabilir. Modern diyetler çok fazla kalori, buna karşılık bazı önemli besin maddelerini daha az içermektedir. Toprak giderek bazı mineraller açısından fakirleşiyor, bu yüzden bitkiler bu mineralleri yeterince alamıyor ve yediğimiz besinlerde de bu mineraller yetersiz oluyor.

Sonuç olarak, saydığım 14 farklı sebepten de anlaşıldığı üzere insanlar niçin alerjik, intolerant veya duyarlı olurlar sorusunun tek ve basit bir cevabı yoktur.

Sağlıklı günler dilerim,

Uzman Çocuk Doktoru Hafize Erkal

***