YUMURTA SEKTÖRÜNDE BİLMEDİKLERİMİZ

YUMURTA SEKTÖRÜNDE BİLMEDİKLERİMİZ

Protein deyince aklımıza gelen ilk gıdalardan biridir yumurta. Mineralce zengin oluşu, besleyici ve tok tutuculuğu, kahvaltıda soframızdan eksik etmemeye çalışmamızın başlıca sebepleri arasında. Hele ki anneler olarak bu protein deposundan çocuklarımız mahrum kalmasın diye az uğraş vermediğimiz başka bir gerçek. Buraya kadar bahsettiklerimiz birçoğumuz için sıradan bilgiler evet, peki ya alıp eve getirdiğimiz her yumurta gerçekten “faydalı” kategorisine giriyor mu sorusu? Son zamanlarda market raflarında, pazar tezgahlarında farklı isim ve etiketlerde sunulan yumurtaların tüketicinin kafasını bir hayli karıştırıyor. Piyasada bildiğimiz normal yumurtalara ek olarak, “gezen tavuk yumurtası” ve “organik yumurta” olarak isimlendirilen çeşitler mevcut. Tam olarak ne anlama geliyorlar, aralarında ne gibi farklar var? Öncelikle bu noktadaki ayrımı belirleyen esas meselenin tavukçuluk sektörü olduğunun altını çizelim. Bir yumurtanın kalitesini  elbette kaynağının yani tavukların yetiştirilme ve beslenme şartları belirliyor.

İlk olarak “normal yumurtadan” başlayalım. Normal yumurtalar fabrikasyon yöntemiyle, konvansiyonel tavukçulukla elde ediliyor.  Bu yöntemde amaç belirli kapasitedeki bir alana maksimum sayıda hayvanı sığdırabilmek. Dolayısıyla tavuklar balık istifi diyebileceğimiz bir şekilde katlı kafeslerde tutuluyorlar. Hal böyle olunca da tavukların hareket alanı bulunmuyor ve kanat çırpma, kendini temizleme, eşeleme gibi fizyolojik ihtiyaçlarını yerine getiremiyorlar. Birbirlerine zarar vermemeleri için gün ışığı yerine loş bir ışıkta, havalandırmanın yetersiz olduğu bir ortamda yaşamlarını sürdürüyorlar. Bunların yanında tavuklar GDO’lu yemlerle ve antibiyotik kullanılarak besleniyor. Bu şartlar altında yetiştirilen tavuklardan elde edilen “normal yumurtaların” sağlıksız oluşu da maalesef normal (!)

Bir diğeri ise normal yumurtaya göre yüksek fiyatlı ve ismindeki çağrışımdan dolayı organikmiş gibi algılatılan “gezen tavuk yumurtası”. Kimilerinin serbest dolaşan tavuk diye de nitelendirdiği bu terminolojinin temeli İngilizcedeki “cage-free” ve “free-range” kavramlarına dayanıyor. Türkçesi kafeste olmayan anlamına gelen cage-free yöntemi, tavuklara fabrikasyon yönteminden bir tık(!) daha fazla yaşam alanı ve özgürlük veriyor. Endüstriyel üretimdeki gibi kafes içinde olmasa da tavuklara sunulan alan büyütülmüş bir kafes mantığında. Aynı şekilde ticari yem, antibiyotik ve hormon kullanımı söz konusu. Bunun yanında tavuklar gaga kısaltması gibi işlemlere de maruz kalıyorlar. Kısacası  gezen tavukların sandığımız gibi doğada özgürce, keyiflerince gezip dolaştıkları yok ne yazık ki. Free-range de ise belirli zaman aralıklarında gün ışığına çıkıp, gezebilme hakları olmasına karşın yine yukarıda saydığımız sentetik yemler, hormon vs. kullanımında maalesef bir fark yok.

Gelelim hem iç rahatlığıyla hem de lezzetle yiyebileceğimiz organik yumurtalara. Bir yumurtayı organik yapan nedir dersek, cevabımız öncelikle suni olan hiçbir şeyin tavukla etkileşim halinde olmaması olacaktır. Bulundukları tesislerde yeterli serbest gezme alanlarına sahip olan tavuklara eziyet verecek her türlü uygulamadan kaçınılması ise diğer bir artısı. Tavuklarda, antibiyotik kullanımına ancak hastalık halinde ve maksimum 3 kere uygulanabilme sınırıyla izin veriliyor. Daha fazlasında ise tavuk organik üretim zincirinden çıkarılıyor. Velhasıl, sarısı ya da beyazı fark etmeden bu kadar hassas davranılan bir üretimin sonucu bizlere hem sağlıklı, hem de lezzetli tavuk yumurtaları vaat ediyor!

 

Organik dolu günler dinleriz,

Selin Bozdağ Toprak

 

ORGANİKTE BİR GÜVEN BELGESİ OLARAK SERTİFİKASYON!

ORGANİKTE BİR GÜVEN BELGESİ OLARAK SERTİFİKASYON!

Organik tarım başta olmak üzere organik üretim sektörüne olan ilgi gün geçtikçe artmakta. İnsan sağlığını korumayı nihai amaç edinmesi, bunu yaparken çevreyi koruma ve hayvan refahını gözetmesine dayalı prensipler organiği tercih etmede en önde gelen sebeplerden. Bunların yanı sıra bu ürünlerin sertifikasyon sürecinden geçip tescilli bir şekilde piyasaya sürülmesi ise organiği organik yapan en önemli kıstas şüphesiz. Şimdilerde ilgi çekmek adına kullanılan ‘’yüzde yüz doğal, katkısız, saf, organik’’ virali maalesef tüketiciyi yanıltabiliyor. Bu şekilde teşhir edilen ürünlerin şayet sertifikaları yoksa organik olarak nitelendirmek doğru değil.

Sertifikalar ise organik tarım yasası ve yönetmeliğinde belirtilen ve yetkilendirme esaslarına uygun bir şekilde inceleme ve sertifikasyon sürecini gerçekleştiren ulusal ve uluslararası denetleme kuruluşları tarafından verilebiliyor. Organik ürünlerin ambalajında sertifika aldığı kurumun logosu bulunmak zorunda. Bunun yanında tarımsal ürünler için ‘’organik tarım ve Türkiye Cumhuriyeti’’ yazan yuvarlak logoyu, sertifika numarasını ve kontrol kuruluşunun kodunu muhakkak görmemiz gerekiyor.

“Sertifikasyon süreci nasıl işliyor”, “Bu süreçte nelere dikkat ediliyor”, “Ulusal ve uluslararası Kontrol ve Sertifika Kuruluşları (KSK) hangileridir” gibi soruların yanıtlanmasını bu hususta biz tüketicilerin bilgilenmesi ve bilinçli alışveriş yapması adına önemsiyorum. Öncelikle sertifika almak isteyen üretici firmanın herhangi bir ulusal veya uluslararası KSK ya başvuru yapması gerekmekte. Başvurunun olumlu sonuçlanması ve ilgili denetimlerden sonra firma hiçbir sentetik madde, GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar), hormon vs. gibi organik tarım ve üretime aykırı teşebbüslerde bulunulmayacağına dair bir sözleşme imzalayarak organik üretim yolculuğuna başlıyor. Tüm bu yolculuk başvurulan firmanın denetim ve gözetimi altında devam ediyor.

Örneğin; organik tarım için konuşacak olursak hasattan, işlemeye, ambalajlamadan, depolamaya her bir işlem denetim ve gözetim sürecine dahil. Sertifikasyonun en güven veren yanı ise bu. Ürünün yalnız son halinin değil, ilk basamağından başlayıp bize ulaşana kadar bütün basamakların kontrol edilip titizlikle incelenmesi. Aynı zamanda bu sertifikaların güncellenme zorunluluğu da var. Belli aralıklarda sertifikanın yinelenmesi ve güncel olması gerekiyor. Eğer belirtilen esaslara uygun olmayan bir durum tespit edilirse de sertifika iptal ediliyor. Bu da organiğe olan güveni daha da perçinliyor.

Ülkemizde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından akreditasyonu sağlanmış sertifika verme yetkisine sahip ulusal ve uluslararası toplam 28 KSK mevcut. ECOCERT, IMO, ECOTAR, ICEA, ANADOLU EKOLOJİK ÜRÜNLER, KALITEST bunlardan yalnızca bir kısmı. Özetle, sertifika bir ürünün gerçekten ‘’organik’’ olduğunun yegane kanıtıdır. Aynı zamanda bizi, sevdiklerimizi çevremizi koruyan bir güven belgesidir!

 

Organik Günler Dinleriz

 

Selin Bozdağ Toprak

 

Biz ve Diğerleri için Organik Beslenme!

Biz ve Diğerleri için Organik Beslenme!

Gelişmenin her zaman iyiye ulaştırdığına dair algımız, geldiğimiz noktada soru işaretleriyle karşı karşıya. Endüstrileşme ve teknolojiyle birlikte gelen hız ve işlevsellik arayışı gündelik hayatımızdaki  beslenme gibi temel alışkanlıklarımızı esaret altına aldı. Eskiler için kendi ektiğini toplayıp kendi yiyeceğini yapmak gündelik uğraşlardan biriydi. Oysa ki modern çağ insanı için bir meyveyi dalından kopararak yemek, doğal tadı ve kokusunu hissetmek lüks hale geldi.  Bu olumsuz etkinin sonuçlarıyla yüzleşme çağdaş insanı aslında eski olan yeni arayışlara yöneltti. Şimdilerde, doğal ve gündelik olana organik beslenme adını vererek yeniden kavuşma peşindeyiz.

 

Organik Beslenme Nedir?

Organik beslenme; temel olarak organik ürünlerin tüketilmesini gerektirir. Organik ürünler üretim aşamasında hiçbir kimyevi maddenin kullanılmayan, hayvanlar üzerinde test edilmeyen ürünlerdir. Tıpkı yıllar öncesinde eski toprak dediğimiz insanların yaptığı gibi. Organik ürünleri üretmek için organik tarım yapılması gerekir. Organik tarım üretimden tüketime kadar her aşaması kontrol edilerek ve sertifakalandırılarak yapılır. Buna ekolojik tarım da denir. Doğada olanı saf haliyle soframıza getirmeyi amaçlayan organik tarım, aynı zamanda doğanın yabancısı olduğu kimyasalları da doğaya bırakmamayı sağlar. Kısacası organik beslenme kendimize, diğer canlılara, doğaya ve çevremize zarar vermediğine emin olduğumuz  ürünleri yiyip içmektir.

 

Organik olmayan ürünleri kullanmak bizden neler götürür?

Organik olmayan gıda ürünleri genel olarak endüstriyel üretimden çıkmıştır. Bu tarz üretimde esas olarak karlılık, uzun ömürlülük, ucuzluk, miktarının fazla olması, hızlı üretilmesi gibi faktörler göz önünde bulundurulur. Doğal üretim yapmak zahmetli, dikkat gerektiren ve vakit alan bir üretim biçimidir. Firmalar böyle bir üretim yönteminden kaçınır. Bugün sıradan bir markete gittiğimizde organik bir ürün bulmak neredeyse imkansızdır. Bunlara paketli gıdaların dışında taze olarak satılan sebze ve meyveleri bile dahil edebiliriz. Doğal ve gündelik olandan fersah fersah uzaklaştık. Bu uzaklığın maliyeti günlük olarak sezilmese bile uzun vadede bize ve gezegenimize ağıra mal oluyor.

İlk olarak bundan en çok etkilenen faktör sağlığımız. Organik olmayan ürünlerin hızlı yetişmesi için hormonlar kullanılarak doğal olgunlaşma süreçleri bozuluyor. Uzun ömürlü ve cazip görünümlü olmaları için yapay koruyucular, renklendiriciler ve katkı maddeleri kullanılıyor. Bu maddelerin çoğu sağlığa oldukça zararlı; uzun vadede kanser riskini dahi içerebiliyor. Bunun dışında obezite ve bir çok kronik hastalığın sebebi olarak da yine bu zararlı maddeler görülüyor.

Resim.1 Türkiye’de ve dünyada organik tarım haritası*

Dünya sadece bizden mi ibaret?

Organik beslenmeyi ele alırken sırf insan sağlığını merkeze almak eksik ve bencilce bir yaklaşım olacaktır. İnsan sağlığı dışında doğadaki diğer canlılar da organik olmayan üretimin getirdiği zararlardan nasibini alıyor. Özellikle konvansiyonel tarımda kullanılan kimyasal gübreleme ve ilaçlama ile toprak ve su kaynakları kirletiliyor; buralardaki canlı hayatının sürekliliği tehlikeye atılıyor. Bunun dışında endüstriyel üretimde kaynak olarak kullanılan hayvanlar doğal gelişimlerini ve hayatlarını yaşayamadan üretim safhasına sevk ediliyor. Ayrıca kimyasal maddelerin kullanıldığı üretim aşamalarında çalışan işçiler de bu maddelerin zararlarından etkileniyor. Kapitalist üretim mantığı çerçevesinde bu işçiler emeklerinin karşılığını alamadan yoğun şekilde çalıştırılıyor.

Kısacası organik olmayan gıda maddelerinin üretim döngüsü doğaya, canlılığa, ekolojik düzene ve çevremize olumsuz etkilerde bulunuyor. Bu etkiler bir insan ömründe bile gözlemlenebilir boyutlara ulaşmakla birlikte; bizden sonraki nesillere bıraktığımız bu bozulmuş ve kirletilmiş miras daha vahim bir durumu gözler önüne seriyor.

Aklıyla doğaya egemen olmaya çalışan insanoğlu kendi sürekliği için her çağda farklı yollarla da olsa gıda üretmek ve tüketmek zorunda kalmıştır. Günümüz insanı için pratik, ulaşılabilir ve az maliyetli olan organik olamayan ürünleri tercih etmek anlaşılır bir durum. Organik olmayan ürünlerin kısa vadede olumsuz etkilerini çok fazla göstermemesi de bu tercihe yönelimi arttırıyor. Oysa ki üretim ve tüketim aşamalarının organik olmayan şekillerde gerçekleştirilmesi doğa üzerinde bir insan ömrünü aşan, silinmesi binlerce yıl alan etkilere sahip oluyor. Dünya bizim evimiz ve ona bıraktığımız her olumsuz etkinin zararı nihayetinde bize veya neslimize dokunacaktır. Günü kurtarmak için yaşamayan, insanlığı bir bütün olarak alan insan aklı yine, sadece kendisi ve nesli için bile olsa, organik üretimi tercih etmelidir.

Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi sadece insanı merkeze alarak düşünmek diğer canlılara ve gezegenimize haksızlık olacaktır. Yaşadığımız gezegeni bir bütün olarak algılayıp diğer canlılara ve doğaya karşı olan sorumluluğumuzu da unutmamız gerekiyor. Organik üretim doğaya ve canlılığa dost bir üretim şeklidir. Organik üretim yöntemini ve organik besinleri tercih etmek kendi sağlımız ve gelecek nesiller için olduğu kadar gezegenimiz ve gezegenimizi paylaştığımız diğer canlılar için de atılması gereken bir adımdır.

Sağlıklı  günler dileriz,

 

 

* http://www.yesilist.com/turkiyede-ve-dunyada-organik-tarim/

Alerjik Hastalıklardaki Artış

Alerjik Hastalıklardaki Artış

Son zamanlarda alerjik hastalıklardaki artışın sebebini anlayabilmek adına Uzman Çocuk Doktoru Hafize Erkal ile görüşmeye karar verdik. Kendisi çocuk doktoru olması yanında uzun yıllarda alerjik hastalıklar üzerine yoğunlaşan çalışmalarıyla bizce bu konu üzerine bilgi edinebileceğimiz en doğru kişiydi. İlk sorduğumuz soru ‘Eskiden insanların alerjisi yok muydu? Vardı da farkındalık mı azdı? oldu. Çünkü bir hastalığın bir anda bu kadr artması şaşırtıcıydı bizim için. İşte Hafize Hanımın verdiği cevap aşağıda. Verdiği cevapları bir.ok noktada sağlıklı beslenmeye, organik tüketime bağlamak mümkün. Bakın bakalım siz de bağlayabilecek misiniz?

Alerjik durumlar ve alerji bağlantılı hastalıkların son yıllarda artış gösterdiği bilinmektedir. Alerjik belirtileri gösteren hastalarda alerjik durumu belirlemek nispeten kolaydır. Altta yatan sebep alerjik olmasına rağmen belirti ve bulguları alerjiyle ilgili değilmiş gibi görünenlerde maskeli alerjiler söz konusudur. Belki çok dikkatli bir gözlemle bu bağlantıyı sezmek mümkün olabilir.   Örneğin bazı bağırsak hastalıklarında, birçok astımlıda zeminde inek sütü intoleransı vardır. Süt ve süt ürünlerinin fazlaca tüketilmesini takiben veya bir süre sonra hastalık belirtilerinde alevlenme, kötüleşme görülmesi bir ipucudur. Şüphelenilen gıdayı 4-8 hafta kadar tüketmeyip iyileşmeyi gördükten  sonra  yeniden  o gıdayı almaya başlayarak 4-8 hafta süreyle belirtileri takip etmekle de  maskeli  alerjiyi  belirleyebiliriz. Alerji gelişimine neden olan ve kolaylaştıran faktörler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir.

  1. Genetik Yatkınlık: Alerjik hastalıklarda ailesel eğilim vardır.
  2. Virüs Hastalıkları: Bazı ağır virus hastalıkları bağışıklık sisteminde hasara neden olup kişinin gelecekte alerji geliştirmesine yol açabilir.
  3. Parazit Hastalıkları
  4. Gıda Katkı Maddeleri
  5. Aşırı Temizlik: Hem temizlikte kullanılan kimyasallar hem de bağışıklık sisteminin gelişmesine katkıda bulunan mikroplardan uzak kalmak sistemin alerji yönüne kaymasına neden olur.
  6. Tüm sebze meyvenin her mevsim her yerde bulunması: İnsanlar eski zamanlarda yılın belli aylarında tüketebildiği yiyeceklere artık sürekli ulaşabilir durumdadır, bu da vücudun aynı gıda maddesine sürekli olarak hem de birtakım müdahalelere (ilaçlama, hormonlama vs ) uğramış şekliyle maruz kalmasına sebep olur. Maskeli alerjilerin birçoğu aynı gıdanın aşırı miktarda ve sürekli olarak tüketilmesinden kaynaklanmaktadır zaten.
  7. Aşılamalar : Bütüncül tıpla uğraşan hekimler çok sayıda aşı uygulamanın, hafif seyirli çocukluk çağı hastalıkları için dahi aşı yapmanın alerjik hastalıkları arttırdığını savunuyorlar.
  8. Teknolojik Gelişmeler: Klimalar, merkezi ısıtmalar, duvardan duvara halılar, ev akarları ve küf mantarlarının üremesi için elverişli ortamlardır. Modern ofislerde açılamayan pencereler insanların üzerindeki parfümlerin herkese sirayet etmesine, plastikler, formaldehit, benzene gibi çok değişik kimyasallara maruz kalmaya neden oluyor.
  9. Hava-Çevre Kirliliği: Egzoz gazlarındaki kimyasallar polenlerin alerjen etkisini arttırıyor. Bağışıklık sistemi çevre kirliliği yaratan maddeyle birleşmiş olan gıdayı tanıyamıyor onu zararlı-yabancı bir madde olarak algılayıp tepki gösteriyor.
  10. Elektromanyetik Kirlilik: Cep telefonları, bilgisayarlar, baz istasyonları, enerji nakil hatları gibi elektromanyetik kirlilik kaynaklarının artmasına paralel olarak alerjiler de artmıştır. Bazı durumlarda elektromanyetik kirlilikten uzaklaşmak alerjik belirtilerin tümüyle veya büyük oranda iyileşmesi için yeterli olabiliyor.
  11. Stres: Yaşam ritmimiz giderek hızlanıyor, teknoloji bize çok fazla imkanlar sunuyor böylece deneyimlemek istediğimiz şeylerin sayısı da artıyor. Fakat bunlar da zaman ve para gerektiriyor . Bu beklentiler ve baskılar uzun vadede sağlığımız açısından olumsuz etki yapıyor, stres ve alerjilere sebep oluyor. TV karşısında ambalajlanmış, işlenmiş gıdalar tüketmek, temiz hava ve egzersiz azlığı da eklenince durum daha da kötü hale geliyor.
  12. Bazen özel travmatik olaylar özel bir allerjiye sebep olabiliyor. Mesela çocukluğunuzda yaşadığınız üzücü bir olay, yada bir kaza o esnada yediğiniz bir gıdaya karşı alerji gelişmesine yol açabiliyor.
  13. Diyet: Mama ile beslenen bebeklerde anne sütü ile beslenenlere göre alerjik problemler daha çok görülür. Anne sütünü aniden ya da erken kesmek de problem olabilir. Modern diyetler çok fazla kalori, buna karşılık bazı önemli besin maddelerini daha az içermektedir. Toprak giderek bazı mineraller açısından fakirleşiyor, bu yüzden bitkiler bu mineralleri yeterince alamıyor ve yediğimiz besinlerde de bu mineraller yetersiz oluyor.

Sonuç olarak, saydığım 14 farklı sebepten de anlaşıldığı üzere insanlar niçin alerjik, intolerant veya duyarlı olurlar sorusunun tek ve basit bir cevabı yoktur.

Sağlıklı günler dilerim,

Uzman Çocuk Doktoru Hafize Erkal

***

Sizin Yumurtanız Nasıl Olsun? Organik, Vejeteryan, diğer?

Sizin Yumurtanız Nasıl Olsun? Organik, Vejeteryan, diğer?

Hepimizin neredeyse gün aşırı tükettiği bir besin yumurta. Fakat yediğimiz yumurtaların ne kadar sağlıklı olup olmadığının farkında mıyız? Markete gittiğimizde yumurtaların yer aldığı raflarda envai çeşit ürünle karşılaşıyoruz. Organik, vejetaryen, serbest dolaşan tavuk yumurtası vb. Peki bunlar ne anlama geliyor? Bilinçli bir tüketici miyiz? Yoksa “yumurta sonuçta ne kadar sağlıksız olabilir ki?” diyenlerden mi?

Organik Yumurta

USDA (United States Department of Agriculture / Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı) standartlarına göre organik yumurta; sertifiye edilmiş organik ürünlerle beslenen tavukların ürettiği yumurta anlamına geliyor. Yani tavukların yediği besinlerde; hayvansal gıda, genetiği ile oynanmış gıda, sentetik gübre, tarım ilacı ya da diğer kimyasal katkı maddeleri bulunmuyor. Organik besinlerle beslenen tavuklara, yalnızca enfeksiyon durumlarında antibiyotik verilebiliyor. (Bunun aksine ticari üretim sistemlerinde tavuklar, düzenli aralıklarla antibiyotik ile takviye edilebiliyorlar).

Aynı standarta göre organik yumurtalar, kafezsiz (cage-free) ve açık havaya erişimi olan bir ortamda (free-range) yaşayan tavuklar tarafından üretilmeli. Ayrıca tavukların tüy dökme süreçlerini hızlandıracak, değiştirecek hiçbir işlemin de yapılmamıyor olması gerekiyor.

“Organik” dediğimiz yumurtaların en önemli özelliği sertifiye edilmek zorunda olmaları. Bu, müşteriler açısından doğru ürünü seçmeyi kolaylaştırıyor. Fakat aynı zamanda sertifikasyon süreci nedeniyle bu yumurtalar diğer ürünlere göre daha pahalıya mal oluyorlar.

Diğer Yumurta Türleri

Organik yumurta dışında en bilindik ürün “serbest dolaşan tavuk yumurtası (free-range)” olarak geçmekte. Bu adlandırmaya tabi olan yumurtalar, her ne kadar müşterilerin kafasında olumlu bir algı yaratıyor olsalar da aslında organik yumurtalar kadar sağlıklı değiller. Çünkü bu yumurtalar, organik olmayan ürünlerle beslenen, hatta bazen antibiyotik ve ilaç takviyesi yapılan tavuklar tarafından üretiliyorlar.

Benzer şekilde vejeteryan yumurtalar da, tavukların hayvansal gıdalar ile beslenmediğine işaret etmekteler. Fakat bu ürünleri alırken, herhangi bir antibiyotik kullanımının olup olmadığına dair bilgi almak mümkün olamıyor.

Ayrıca “serbest gezen tavuk yumurtası (free-range)”, “vejeteryan yumurta”, “kafessiz ortamda yaşayan tavuk yumurtası (cage-free)”, “antibiyotik içermeyen yumurta” ya da “çayırda beslenen tavuk yumurtası (pasturated)” gibi alternatif bütün yumurtalar, herhangi bir sertifikasyon sürecine tabi tutulmuyorlar.

Ne Yapmalı?

Yukarıda aktarılan bilgiler ışığında “organik yumurta” sertifikalı ürünler diğerlerine göre daha sağlıklı olması ile beraber yanıtlanması gereken hala birçok soru var. Örneğin; organik yumurta üretimi yaptığını söyleyen kuruluşlar, kuluçkaya yatacak olan ilk tavukları nereden ve hangi sağlık koşullarında almaktalar? Ayrıca kafessiz ve açık havaya erişimi olan bir ortamda yetiştiği söylenen tavuklar gerçekten de açık hava ile ne kadar temas edebilmekteler? Ortama ciddi anlamda ışık ve hava girmesini sağlayan önlemler alınmakta mı, yoksa binlerce tavuğun yaşadığı bir hangarda sadece dışarıdan hava girmesine izin veren basit bir havalandırma deliği mi bulunmakta? Bu açıdan bakıldığında bu şartların gerçekten de standarta belirtildiği ölçüde “sağlıklı” olduğunu söylemek mümkün olmayacaktır.

O nedenle, “organik yumurta” standardını sağlayan ve buna ek olarak kontrolleri belirli standartlara göre yapılmış çiftliklerde yetişen tavukların ürettiği yumurtaların hasımlarına göre daha sağlıklı olacağı sonucuna varılabilir.

by G. KARA