Bebek kıyafeti deyip geçmeyelim!

Bebek kıyafeti deyip geçmeyelim!

Organik kelimesi son yıllarda sıkça kulağımıza çalınan bir kavram. Modernleşme ve endüstrileşmeyle birlikte organik ürünler ve organik yaşam daha da çok revaç buldu. Sebebi ise yapay olandan ‘’doğal’’ olana yönelmeye olan ihtiyacımızın artması diyebiliriz. Aslında yaşamımız ‘’tüketme’’ ve bir yandan da ‘’üretme’’ faaliyeti üzerine kurulu. Doğada olanı hiçbir katkı maddesi(ilaç, hormon, kimyasal, koruyucu vs.) eklemeden tükettiğimiz ve ürettiğimiz sürece sağlıklı ve ‘’organik’’ bir yaşama sahip olabiliriz.

Günümüzde gıdadan kozmetiğe, oyuncaktan kıyafete kadar birçok alanda organik ürüne yöneliş var. Özellikle yetişkinlere göre çok daha hassas bir bünyeye ve cilde sahip olan bebek ürünlerinin kimyasal ve kanserojen içerikli olmaması konusu son zamanlarda iyice gündemde. Bebeğimizin beslenmesi ne kadar önemliyse hassas tenine değen giysilerin de sağlıklı ve organik olması bir o kadar önemli.

Cildimize temas eden maddelerin yarısından fazlası gözenekler vasıtasıyla emiliyor. Özellikle ipliklerde kullanılan sentetik boyalar, ağartıcı kimyasalların olumsuz birçok yan etkisi bulunuyor. Defalarca yıkanmasına rağmen bu kimyasallar çok güçlü oldukları için tamamen çıkmıyor ve sağlığı tehdit ediyorlar. Bu gibi ürünler hassas bebek cildinde kızarıklık, kaşıntı gibi gözle görülebilen çeşitli tepkilere de yol açabiliyor. Bunlarla beraber pamuk ise sağlıklı, ciltle uyumlu en elverişli tekstil hammaddesi olarak biliniyor. Fakat ne yazık ki günümüzde pamuk üretiminde de çeşitli suni tarımsal kimyasallar kullanıldığını biliyoruz. Bu gibi sentetikleri içermeyen, GDOsuz tamamen doğal yollarla üretilmiş pamuk ise organik ve tercih edilmesi gereken hammadde olarak yerini alıyor. Organik pamuğun yanında aynı zamanda son yıllarda tekstilde bambu başta olmak üzere kayın ve soyadan elde edilen ekoloji ve insan sağlıyla uyumlu hammaddeler ise bir diğer alternatifimiz. Hal böyleyken mini minnacık bebeklerimizi özenerek giydirir, vitrinlerden renk seçerken giysimizin hammaddesi ve organiklik uyumunu da es geçmiyoruz değil mi anne babalar?

 

Organik günler dileriz.

Selin Bozdağ Toprak

Alerjik Hastalıklardaki Artış

Alerjik Hastalıklardaki Artış

Son zamanlarda alerjik hastalıklardaki artışın sebebini anlayabilmek adına Uzman Çocuk Doktoru Hafize Erkal ile görüşmeye karar verdik. Kendisi çocuk doktoru olması yanında uzun yıllarda alerjik hastalıklar üzerine yoğunlaşan çalışmalarıyla bizce bu konu üzerine bilgi edinebileceğimiz en doğru kişiydi. İlk sorduğumuz soru ‘Eskiden insanların alerjisi yok muydu? Vardı da farkındalık mı azdı? oldu. Çünkü bir hastalığın bir anda bu kadr artması şaşırtıcıydı bizim için. İşte Hafize Hanımın verdiği cevap aşağıda. Verdiği cevapları bir.ok noktada sağlıklı beslenmeye, organik tüketime bağlamak mümkün. Bakın bakalım siz de bağlayabilecek misiniz?

Alerjik durumlar ve alerji bağlantılı hastalıkların son yıllarda artış gösterdiği bilinmektedir. Alerjik belirtileri gösteren hastalarda alerjik durumu belirlemek nispeten kolaydır. Altta yatan sebep alerjik olmasına rağmen belirti ve bulguları alerjiyle ilgili değilmiş gibi görünenlerde maskeli alerjiler söz konusudur. Belki çok dikkatli bir gözlemle bu bağlantıyı sezmek mümkün olabilir.   Örneğin bazı bağırsak hastalıklarında, birçok astımlıda zeminde inek sütü intoleransı vardır. Süt ve süt ürünlerinin fazlaca tüketilmesini takiben veya bir süre sonra hastalık belirtilerinde alevlenme, kötüleşme görülmesi bir ipucudur. Şüphelenilen gıdayı 4-8 hafta kadar tüketmeyip iyileşmeyi gördükten  sonra  yeniden  o gıdayı almaya başlayarak 4-8 hafta süreyle belirtileri takip etmekle de  maskeli  alerjiyi  belirleyebiliriz. Alerji gelişimine neden olan ve kolaylaştıran faktörler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir.

  1. Genetik Yatkınlık: Alerjik hastalıklarda ailesel eğilim vardır.
  2. Virüs Hastalıkları: Bazı ağır virus hastalıkları bağışıklık sisteminde hasara neden olup kişinin gelecekte alerji geliştirmesine yol açabilir.
  3. Parazit Hastalıkları
  4. Gıda Katkı Maddeleri
  5. Aşırı Temizlik: Hem temizlikte kullanılan kimyasallar hem de bağışıklık sisteminin gelişmesine katkıda bulunan mikroplardan uzak kalmak sistemin alerji yönüne kaymasına neden olur.
  6. Tüm sebze meyvenin her mevsim her yerde bulunması: İnsanlar eski zamanlarda yılın belli aylarında tüketebildiği yiyeceklere artık sürekli ulaşabilir durumdadır, bu da vücudun aynı gıda maddesine sürekli olarak hem de birtakım müdahalelere (ilaçlama, hormonlama vs ) uğramış şekliyle maruz kalmasına sebep olur. Maskeli alerjilerin birçoğu aynı gıdanın aşırı miktarda ve sürekli olarak tüketilmesinden kaynaklanmaktadır zaten.
  7. Aşılamalar : Bütüncül tıpla uğraşan hekimler çok sayıda aşı uygulamanın, hafif seyirli çocukluk çağı hastalıkları için dahi aşı yapmanın alerjik hastalıkları arttırdığını savunuyorlar.
  8. Teknolojik Gelişmeler: Klimalar, merkezi ısıtmalar, duvardan duvara halılar, ev akarları ve küf mantarlarının üremesi için elverişli ortamlardır. Modern ofislerde açılamayan pencereler insanların üzerindeki parfümlerin herkese sirayet etmesine, plastikler, formaldehit, benzene gibi çok değişik kimyasallara maruz kalmaya neden oluyor.
  9. Hava-Çevre Kirliliği: Egzoz gazlarındaki kimyasallar polenlerin alerjen etkisini arttırıyor. Bağışıklık sistemi çevre kirliliği yaratan maddeyle birleşmiş olan gıdayı tanıyamıyor onu zararlı-yabancı bir madde olarak algılayıp tepki gösteriyor.
  10. Elektromanyetik Kirlilik: Cep telefonları, bilgisayarlar, baz istasyonları, enerji nakil hatları gibi elektromanyetik kirlilik kaynaklarının artmasına paralel olarak alerjiler de artmıştır. Bazı durumlarda elektromanyetik kirlilikten uzaklaşmak alerjik belirtilerin tümüyle veya büyük oranda iyileşmesi için yeterli olabiliyor.
  11. Stres: Yaşam ritmimiz giderek hızlanıyor, teknoloji bize çok fazla imkanlar sunuyor böylece deneyimlemek istediğimiz şeylerin sayısı da artıyor. Fakat bunlar da zaman ve para gerektiriyor . Bu beklentiler ve baskılar uzun vadede sağlığımız açısından olumsuz etki yapıyor, stres ve alerjilere sebep oluyor. TV karşısında ambalajlanmış, işlenmiş gıdalar tüketmek, temiz hava ve egzersiz azlığı da eklenince durum daha da kötü hale geliyor.
  12. Bazen özel travmatik olaylar özel bir allerjiye sebep olabiliyor. Mesela çocukluğunuzda yaşadığınız üzücü bir olay, yada bir kaza o esnada yediğiniz bir gıdaya karşı alerji gelişmesine yol açabiliyor.
  13. Diyet: Mama ile beslenen bebeklerde anne sütü ile beslenenlere göre alerjik problemler daha çok görülür. Anne sütünü aniden ya da erken kesmek de problem olabilir. Modern diyetler çok fazla kalori, buna karşılık bazı önemli besin maddelerini daha az içermektedir. Toprak giderek bazı mineraller açısından fakirleşiyor, bu yüzden bitkiler bu mineralleri yeterince alamıyor ve yediğimiz besinlerde de bu mineraller yetersiz oluyor.

Sonuç olarak, saydığım 14 farklı sebepten de anlaşıldığı üzere insanlar niçin alerjik, intolerant veya duyarlı olurlar sorusunun tek ve basit bir cevabı yoktur.

Sağlıklı günler dilerim,

Uzman Çocuk Doktoru Hafize Erkal

***

Türkiye’de organik tekstil sektörü

Türkiye’de organik tekstil sektörü

Organik tekstilin tanımına geçmeden önce organik tarımın ne anlama geldiğinin bilinmesinde yarar vardır. Organik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır.

Bu doğrultuda organik tekstil ürünlerinin tanımı da şu şekilde yapılabilir: Yetkili kuruluşlar tarafından sertifikalandırılmış organik elyaf kullanılarak ve tüm işlem basamaklarında organik standartlar gözetilerek üretilen ve sertifikalandırılan ürünlere “Organik Tekstil Ürünleri” denir.

Organik tekstil ve hazır giyim ürünlerinde her türlü organik lif kullanılabilmekle birlikte genellikle organik pamuk elyafı kullanıldığı için incelememizde çoğunlukla organik pamukla ilgili bilgiler verilecektir.

Neden organik tekstil?

Tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan yoğun rekabet kar marjlarının hızla azalmasına neden olmuştur. Bu ağır şartlar altında üretimlerini devam ettirmek isteyen firmalar, çareyi yüksek katma değerli, yüksek kaliteli, çevreye duyarlı, yenilik-yoğun, teknoloji ve bilgi yoğun özel ürünler üretmekte bulmuşlardır. Bu tarzdaki ürün grupları içerisinde en önemlilerinden biri de organik tekstil ve hazır giyim ürünleridir.

Küresel kirlenmenin tüm canlıların hayatını tehdit eder boyutlara ulaşmasının etkisiyle çevre bilincinin her geçen gün artması, üretici firmaları çevreye duyarlı ürünler üretmeleri konusunda zorlamaktadır. Gelir düzeyi yüksek ve çevre bilinci yaygın olan gelişmiş ülkelere ihracat yapan tekstil sanayicileri için tekstil mamullerinin organik olarak üretilmesi her geçen gün önemini artırmaktadır.

Konvansiyonel üretimin zararları ve organik üretimin önemi maddeler halinde aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

·Dünyada üretilen tüm zirai ürünlerin sadece %2.4’ünü pamuk oluşturmaktaysa da, dünyada tüketilen insektisitlerin %16’sı, pestisitlerin de %11’i pamuk ziraatında kullanılmaktadır. İstenmeyen bir canlıyı yok etmek için kullanılan herhangi bir maddeyi belirten pestisitler için bir yılda harcanan tutarın 2 milyar doları aştığı tahmin edilmektedir. Bunlardan 819 milyon dolarlık bölümünün Dünya Sağlık Örgütü tarafından tehlikeli sayılabilecek düzeyde zehirli olduğu bilinmektedir.

·Dünyada en çok zirai mücadele ilacı kullanılan ürün pamuktur. Sentetik gübre kullanımında pamuk 4’üncü sırada yer almaktadır. Bu durum pamuğun organik olarak üretilmesinin diğer ürünlere göre farklı bir öneminin olduğunu göstermektedir.

·Konvansiyonel tarımın üretim artışına yönelik aşırı miktarda sentetik ve kimyasal girdi kullanımı sonucu çevre kirliliği önemli boyutlara ulaşmıştır. Kullanılan zehirli kimyasallar, sulama yoluyla yer altı su kaynaklarına karışabilmekte ve içme sularını zehirleyebilmektedir. Çevre kirliliği besin zinciriyle tüm canlılara ulaşabilen hayati tehlikeye de yol açmaktadır.

·Konvansiyonel üretimle uğraşan çiftçiler, ciddi sağlık problemleri ve erken yaşta ölümle karşı karşıyadırlar.

·Konvansiyonel üretimde çoğunlukla çocuk işçi çalıştırılmaktadır.

·Pamuk üretimi genelde düşük eğitim seviyesindeki ülkelerde gerçekleştirildiği için zehirli pestisitlerin kullanımında gerekli tedbirler alınmamaktadır. Çoğu zaman koruyucu kıyafet ve ekipmansız kullanılan pestisitler zehirlenmelere neden olmaktadır.

·Organik ürünlerin ekim aşamasından hazır ürün olana kadarki tüm işlem basamakları düzenli olarak kontrol edilmekte ve sertifikalandırılmaktadır. Bu sayede ürünün güvenilir yöntemlerle üretildiği, çevreye ve canlı yaşama zararlı maddeler içermediği, denetim ve kontrollerinin yapılmış olduğu garanti altına alınmaktadır.

·Organik tekstil ve hazır giyim üretimi yapan firmalar, ürünlerini pazarda farklı konumlandırabilmekte ve göreceli olarak daha yüksek kar elde edebilmektedirler.

Organik ürünler pazarının gelişimi

Kökeni 1’inci ve 2’nci Dünya Savaşı yıllarında aile işletmeciliği ile başlayan organik üretim, 1950-80 yılları arasında yaşanan bazı gelişmelerden dolayı sekteye uğramıştır. Bu dönemde, ABD ve AB ülkelerinin tarımsal üretime sağladıkları ekonomik katkılar ve aşırı destekleme sonucunda tarım üretimi oldukça yaygınlaşmış ve üretimin artırılması amacıyla makineleşme sürecine girilmiş, kimyasal ilaçlar, gübreler, katkı maddeleri ve pestisitler kullanılmaya başlamıştır. Yapılan araştırmaların zararlı yöntemlerle artırılan tarımsal üretimin doğal dengeyi ve insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaştığını göstermesiyle birlikte, bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskıları sonucu 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı A.B.D.’den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonra da tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır.

Konvansiyonel üretimi çevreye en fazla zarar veren ürün grubu pamuktur. Dünyada üretilen tüm zirai ürünlerin sadece % 2,4’ünü pamuk oluşturmaktaysa da, dünyada tüketilen insektisidlerin % 16’sı, pestisidlerin de % 11’i pamuk ziraatında kullanılmaktadır. Bu, Dünya’da bir ürün için tüketilen en yüksek zirai mücadele ilacı miktarıdır. Bu durum organik pamuk üretiminin diğer ürünlere göre daha öncelikli olması gerektiğini göstermektedir.

Dünyada organik pamuk ve tekstil ürünleri pazarının gelişimi

Organik pamuk üretimi, sosyal girişimciler, çiftçiler ve sivil toplum kuruluşlarının baskılarıyla, pestisitlerin gereğinden fazla ve yanlış kullanımının çevreye ve canlı hayata zarar vermesi, üretim koşullarının insani standartların çok altında oluşu, gelir adaletsizliği, vb. sorunlara çözüm getirme amacıyla başlamıştır.

Organik pamuk üretimi dünyada ilk defa 1980’li yılların sonunda Türkiye’nin Ege Bölgesinde ve ABD’de başlamıştır. Günümüzde 22 ülkede organik pamuk üretimi yapılmasına rağmen dünya üretiminin büyük çoğunluğu (%90) 3 ülke tarafından yapılmaktadır. Bu ülkeler: Hindistan, Türkiye ve Suriye’dir.

Son tahminlere göre organik pamuk üretimi dünya genelindeki pamuk üretiminin %0.76’sını oluşturmaktadır. 2008/09 sezonunda yaklaşık 253.000 hektar alanda sertifikalı organik pamuk üretimi yapıldığı tahmin edilmektedir. Organik pamuk üretimi yapan çiftçi sayısının 222.000 civarında olduğu düşünülmektedir.

Dünya genelinde 2008 / 09 sezonunda 175.113 ton organik pamuk elyafı üretilmiştir. 2005 / 06 sezonundan 2007 / 08 sezonuna kadarki 3 sezonda sırasıyla %48, %53 ve %152 artan organik pamuk üretimi, 2008/09 sezonunda küresel ekonomik krize rağmen %20 büyümeyi başarmıştır. 2009 / 10 sezonunda aynı düzeyde veya daha düşük oranlı bir büyüme beklenmektedir.

2007 yılında 2 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen organik tekstil ürünleri pazarının 2010 yılına kadar 6,8 milyar dolar düzeyine ulaşacağı öngörülmektedir.

Organik tekstil ürünlerini en çok talep eden ülkeler başta ABD, İsviçre, Almanya, İngiltere, Fransa ve Japonya olmak üzere gelir düzeyi yüksek olan ve çevre bilinci yaygın gelişmiş ülkelerdir.

2004/05 sezonundan itibaren organik pamuk alıcılarının yapısı değişmeye başlamıştır. Pazarda sözleşmeli alıcıların sayısı artmış, sosyal girişimler ve az sayıda büyük firmalar pazara katılmışlardır. Bunun yanında uzun vadeli hedef olan sürdürülebilir yaşamın temini için istikrarlı büyüme, olmazsa olmaz en önemli şarttır. Mevcut bilinç ve altyapı düzeyi, sürdürülebilir yaşam için henüz çok gerilerdedir ve kat edilmesi gereken uzun bir yol vardır.

Türkiye’de organik pamuk ve tekstil ürünlerinin gelişimi

Dünyada ilk defa Türkiye’de yapılmaya başlanan organik pamuk üretimi, ilk yıllarda yabancı firmaların talepleri doğrultusunda gelişmiş; izleyen yıllarda Türkiye’yi bu alanda söz sahibi ülkelerden biri haline getirmiştir.

2008/09 sezonunda 27.324 ton organik pamuk üretimi yapan Türkiye, Hindistan’dan sonra dünyanın en büyük ikinci organik pamuk üreticisi konumundadır. “Organic Exchange, 2009” verilerine göre dünya genelinde üretilen konvansiyonel pamuğun yalnızca % 2,17’sini üreten Türkiye, dünya organik pamuk üretiminin %15.6’sını tek başına üretmektedir.

Organik pamuk üretiminin artmasıyla organik tekstil sektörü de giderek önem kazanmıştır. Tekstil alt sektörleri içerisinde en hızlı büyüme organik pamuklu mamuller pazarında meydana gelmektedir.

Organik tekstil ürünlerinin pazar yapısı

Organik tekstil ürünleri pazarının henüz yeni olduğu 1990’lı yıllarda bu ürünler sadece bazı doğal ürünler satan mağazalarda bulunmaktaydı.

Tüketicilerin ve üreticilerin çevresel konularda bilinçlendirilmesiyle birlikte organik tekstil ürünlerinin kullanımı artmaya başladı. Kullanım yaygınlaştıkça organik tekstil ürünlerinin kalitesi arttı ve her çeşit renk kullanılarak modaya uygun ürünler satılmaya başladı.

2000’li yıllarda harmanlama (blending) yöntemi geliştirildi. Harmanlama yönteminde %3-5’ten başlayan oranlarda organik pamuk kullanılmaya başladı. Bu sayede daha pahalı olan organik pamuk kullanımının üretim maliyetine etkisi sınırlandırıldı. İlerleyen yıllarda satışların artmasına paralel olarak ürünlerde kullanılan organik pamuk oranı da dereceli olarak artırıldı.

2006 yılından itibaren büyük ve orta ölçekli birçok firma harmanlama yöntemini örnek alarak organik pamuk dönüşüm programları uygulamaya başladı.

Organik pamuğa olan talebin artmasına paralel olarak birim maliyette de ciddi azalmalar oluştu. Sektördeki altyapı sorunu gün geçtikçe giderilmekte ve firmaların organik tekstil üretim kapasiteleri ve becerileri artmaktadır.

Günümüzde gelinen noktada %3-5 organik içerikli ürünler pazarda diğer ürünlere göre daha fazla ücrete alıcı bulamamaktadır. Bu nedenle firmalar emsallerine göre ciddi bir fiyat ve kar avantajı sağlayan %100 organik ürünlere yönelmişlerdir.

Günümüzde organik tekstil ürünlerine olan talep her geçen gün artmaktadır. Birçok uluslararası fuar organizasyonlarında boy gösteren organik tekstil ürünleri, özellikle gelişmiş ülkelerde olmak üzere, moda mağazalarında, süpermarketlerde, doğal ürünler satan mağazalarda, özel butik dükkânlarda ve internet üzerinde kolayca ulaşılabilmektedir.

Türkiye, organik üretim için gerekli tüm şartlara sahiptir. Son derece elverişli tarımsal arazilere ve bu ürünleri işleyebilecek sanayiye sahip ender ülkelerden biridir. Organik tekstil üretiminin pamuktan nihai ürüne kadar tüm aşamalarını kendi bünyesinde yapabilecek yeterli tecrübe, teknik altyapı, üretim kapasitesi ve kalifiye işgücüne sahiptir. Türkiye’nin en önemli avantajlarından biri de tekstil ürünleri talebi yüksek olan gelişmiş ülkelere olan coğrafi yakınlığıdır.

Organik tekstil ürünleri için en önemli potansiyel ülkeler, başta ABD olmak üzere İsviçre, Almanya, İngiltere, Fransa, İsveç, Japonya, İtalya ve Hollanda’dır.

Yaşanan küresel gelişmeler ve Türkiye’nin sahip olduğu son derece önemli avantajlar organik tekstil ve hazır giyim sektöründe ülkemize önemli fırsatlar sunmaktadır. Hızla gelişen bu sektörde dünya liderliği için büyük bir potansiyele sahip olan Türkiye, bu konumunu ilerleyen yıllarda pekiştirmelidir. Sektör temsilcilerimizin ve üretici firmalarımızın gayretlerini bu yönde sarf etmeleri ülke ekonomisi ve sanayisi için büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’de ve dünyada organik pamuk üretimi (ton)

Sezonlar Türkiye (TR) Dünya (D) TR/D (%)

1992-1993 125 2.075 6

1993-1994 200 3.826 5.2

1994-1995 600 6.150 9.8

1995-1996 725 7.482 9.7

1996-1997 850 5.507 15.4

1997-1998 1.000 5.562 18

1998-1999 1.200 5.575 21.5

1999-2000  2.000 7.545 26.5

2000-2001 1.750 6.480 27

2001-2002 7.550 18.000 41.9

2002-2003 12.000 20.000 60

2003-2004 10.665 25.394 41.9

2004-2005 10.460 25.394 41.4

2005-2006 14.360 37.799 37.9

2006-2007 23.152 57.931 40

2007-2008 24.440 73.702 33.2

2008-2009 27.324 107.510 15.6

 

Bu yazı Oğuz KUYUMCU tarafından 24 Nisan 2010  tarihinde Dünya gazetesinde yayınlanan makaleden alıntıdır.