Bebek Eşyalarında Temizlik !

Bebek Eşyalarında Temizlik !

Mini mini bir kuş evinize konduğu andan itibaren artık hayatınız hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak demektir. Günlük yaşantınızda değiştirmeniz gerekence onlarca şey, gözden geçirmeniz gereken onlarca konu vardır. Bu değişimin iyi yönde olduğuna tabi ki şüphe yok, ancak bazen değişimleri önem sırasına göre dizmekte yanlışlar yapıyor olabiliriz.

Bebeğimizin güvenliği, sağlığı, mutluluğu herşeyin önündedir şüphesiz, ama o emeklerken yerlerden mikrop almasın diye evi hergün mis kokulu deterjanlı sularla silmek iyi bir strateji değildir. Kıyafetlerine değen meyve lekeleri çıksın diye çamaşır suyuna batırmak, ya da mama sandalyesi üzerindeki salça lekeleri çıksın diye çamaşır suyu ile silmek yapılan en büyük hatalarımızdan olsa gerek. Bırakın lekeli giysin badilerini, kirli görünsün mama sandalyesi bebeğiniz çamaşır suyu kalıntısından uzak olsun da. Yerler sirkeli suyla da parıldar, yeter ki çocuğun o kokulu kimyasalları yalamasın.

Yine biberonlarını kendi kullandığımız fosfat içeren bulaşık deterjanı ile yıkamak da bunların arasında yer alır… Bebeklerin doğduğu günden itibaren anne sütü ile bile beslenseler öyle yada böyle sterilize edilmesi gereken bazı malzemeleri vardır. Bu emzik olabilir, süt sağma makinesi olabilir, ve ya biberon olabilir. Bu bahsettiğimiz 3 malzeme de direk olarak bebeklerin ağızlarıyla temasta olduğundan hijyenik olmaları gerekmektedir. Süt ve mama kalıntıları üzerinde kolayca üreyen bakteriler bebeklerde mide ve bağırsak rahatsızlıklarına sebep olabileceğinden son derece önemlidir. Farklı formatlardaki sterilizasyon makineleri bulunmasına rağmen, suda kaynatmak kullanılan en geleneksel ve düşük maliyetli yöntemdir. Biberon veya emzikler güzelce temizlendikten sonra suda kaynatılarak sterilize edilebilir. Ancak bu işlemi her seferinde yapmak mümkün olmadığı durumlarda kullanılmak üzere alternatif bir temizlik deterjanınızın olmasında fayda vardır.

Bir defalık bulaşık deterjanıyla yıkarım birşey olmaz, zaten bir dahaki sefere kaynatırım birşey kalmaz demeyin. Marketlerde satılan bulaşık deterjanlarında kullanılan, ürünleri kolayca temizlemeye yarayan ana maddelerden biri olan fosfat durulanması son derece zor bir kimyasaldır. Durulanamayan bu madde, ishal, kusma, deride tahriş gibi çokça yan etkiye sahiptir. Su kaynaklarına karışan fosfatın oksijeni tüketen yosunlara besin olarak, o bölgedeki balıkların boğularak ölmesine sebebiyet vermesi de işin çevreye bakan yanı.

Tüm bu sebeplerden yola çıkarak bebeğinizin bulaşıklarını sonrasında kaynatacak bile olsanız fosfat içermeyen deterjanlarla yıkamanız önemlidir. Bu konuda en büyük sıkıntıyı misafirliğe gittiğinizde yaşayacağınızı da belirtmekte fayda var. Neyse ki herşeyin en pratiğini düşünen anneler deterjanların deneme boylarını edinip, çantalarında taşımayı da kolayca başarabilirler. Deneme boyu olmayan ürünleri de kendi alacağınız minik kaplarda çantanızda bulundurabilirsiniz.

Piyasada artık yerli yabancı çokça markada organik içerikli bulaşık deterjanları bulunmaktadır. Yerli üretim hacminin de artışıyla çeşitliliği artan bu ürünlerin erişilebilirliği artık daha kolay. Deterjanlarınızı seçerken sertifikalı organik ürünleri tercih etmeniz ürünlerin üretim proseslerinin kontrollü olması açısından son derece önemlidir. Dünyaya daha yeni gözlerini açan, bağışıklık sistemi bile gelişmemiş minik yavrularınızı en azından kimyasallardan korumak sizin elinizde. Haydi bir göz atın, siz de göreceksiniz zengin seçenekleri.

Organik günler dileriz,

Dr. Nil Demir

 

 

Biz ve Diğerleri için Organik Beslenme!

Biz ve Diğerleri için Organik Beslenme!

Gelişmenin her zaman iyiye ulaştırdığına dair algımız, geldiğimiz noktada soru işaretleriyle karşı karşıya. Endüstrileşme ve teknolojiyle birlikte gelen hız ve işlevsellik arayışı gündelik hayatımızdaki  beslenme gibi temel alışkanlıklarımızı esaret altına aldı. Eskiler için kendi ektiğini toplayıp kendi yiyeceğini yapmak gündelik uğraşlardan biriydi. Oysa ki modern çağ insanı için bir meyveyi dalından kopararak yemek, doğal tadı ve kokusunu hissetmek lüks hale geldi.  Bu olumsuz etkinin sonuçlarıyla yüzleşme çağdaş insanı aslında eski olan yeni arayışlara yöneltti. Şimdilerde, doğal ve gündelik olana organik beslenme adını vererek yeniden kavuşma peşindeyiz.

 

Organik Beslenme Nedir?

Organik beslenme; temel olarak organik ürünlerin tüketilmesini gerektirir. Organik ürünler üretim aşamasında hiçbir kimyevi maddenin kullanılmayan, hayvanlar üzerinde test edilmeyen ürünlerdir. Tıpkı yıllar öncesinde eski toprak dediğimiz insanların yaptığı gibi. Organik ürünleri üretmek için organik tarım yapılması gerekir. Organik tarım üretimden tüketime kadar her aşaması kontrol edilerek ve sertifakalandırılarak yapılır. Buna ekolojik tarım da denir. Doğada olanı saf haliyle soframıza getirmeyi amaçlayan organik tarım, aynı zamanda doğanın yabancısı olduğu kimyasalları da doğaya bırakmamayı sağlar. Kısacası organik beslenme kendimize, diğer canlılara, doğaya ve çevremize zarar vermediğine emin olduğumuz  ürünleri yiyip içmektir.

 

Organik olmayan ürünleri kullanmak bizden neler götürür?

Organik olmayan gıda ürünleri genel olarak endüstriyel üretimden çıkmıştır. Bu tarz üretimde esas olarak karlılık, uzun ömürlülük, ucuzluk, miktarının fazla olması, hızlı üretilmesi gibi faktörler göz önünde bulundurulur. Doğal üretim yapmak zahmetli, dikkat gerektiren ve vakit alan bir üretim biçimidir. Firmalar böyle bir üretim yönteminden kaçınır. Bugün sıradan bir markete gittiğimizde organik bir ürün bulmak neredeyse imkansızdır. Bunlara paketli gıdaların dışında taze olarak satılan sebze ve meyveleri bile dahil edebiliriz. Doğal ve gündelik olandan fersah fersah uzaklaştık. Bu uzaklığın maliyeti günlük olarak sezilmese bile uzun vadede bize ve gezegenimize ağıra mal oluyor.

İlk olarak bundan en çok etkilenen faktör sağlığımız. Organik olmayan ürünlerin hızlı yetişmesi için hormonlar kullanılarak doğal olgunlaşma süreçleri bozuluyor. Uzun ömürlü ve cazip görünümlü olmaları için yapay koruyucular, renklendiriciler ve katkı maddeleri kullanılıyor. Bu maddelerin çoğu sağlığa oldukça zararlı; uzun vadede kanser riskini dahi içerebiliyor. Bunun dışında obezite ve bir çok kronik hastalığın sebebi olarak da yine bu zararlı maddeler görülüyor.

Resim.1 Türkiye’de ve dünyada organik tarım haritası*

Dünya sadece bizden mi ibaret?

Organik beslenmeyi ele alırken sırf insan sağlığını merkeze almak eksik ve bencilce bir yaklaşım olacaktır. İnsan sağlığı dışında doğadaki diğer canlılar da organik olmayan üretimin getirdiği zararlardan nasibini alıyor. Özellikle konvansiyonel tarımda kullanılan kimyasal gübreleme ve ilaçlama ile toprak ve su kaynakları kirletiliyor; buralardaki canlı hayatının sürekliliği tehlikeye atılıyor. Bunun dışında endüstriyel üretimde kaynak olarak kullanılan hayvanlar doğal gelişimlerini ve hayatlarını yaşayamadan üretim safhasına sevk ediliyor. Ayrıca kimyasal maddelerin kullanıldığı üretim aşamalarında çalışan işçiler de bu maddelerin zararlarından etkileniyor. Kapitalist üretim mantığı çerçevesinde bu işçiler emeklerinin karşılığını alamadan yoğun şekilde çalıştırılıyor.

Kısacası organik olmayan gıda maddelerinin üretim döngüsü doğaya, canlılığa, ekolojik düzene ve çevremize olumsuz etkilerde bulunuyor. Bu etkiler bir insan ömründe bile gözlemlenebilir boyutlara ulaşmakla birlikte; bizden sonraki nesillere bıraktığımız bu bozulmuş ve kirletilmiş miras daha vahim bir durumu gözler önüne seriyor.

Aklıyla doğaya egemen olmaya çalışan insanoğlu kendi sürekliği için her çağda farklı yollarla da olsa gıda üretmek ve tüketmek zorunda kalmıştır. Günümüz insanı için pratik, ulaşılabilir ve az maliyetli olan organik olamayan ürünleri tercih etmek anlaşılır bir durum. Organik olmayan ürünlerin kısa vadede olumsuz etkilerini çok fazla göstermemesi de bu tercihe yönelimi arttırıyor. Oysa ki üretim ve tüketim aşamalarının organik olmayan şekillerde gerçekleştirilmesi doğa üzerinde bir insan ömrünü aşan, silinmesi binlerce yıl alan etkilere sahip oluyor. Dünya bizim evimiz ve ona bıraktığımız her olumsuz etkinin zararı nihayetinde bize veya neslimize dokunacaktır. Günü kurtarmak için yaşamayan, insanlığı bir bütün olarak alan insan aklı yine, sadece kendisi ve nesli için bile olsa, organik üretimi tercih etmelidir.

Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi sadece insanı merkeze alarak düşünmek diğer canlılara ve gezegenimize haksızlık olacaktır. Yaşadığımız gezegeni bir bütün olarak algılayıp diğer canlılara ve doğaya karşı olan sorumluluğumuzu da unutmamız gerekiyor. Organik üretim doğaya ve canlılığa dost bir üretim şeklidir. Organik üretim yöntemini ve organik besinleri tercih etmek kendi sağlımız ve gelecek nesiller için olduğu kadar gezegenimiz ve gezegenimizi paylaştığımız diğer canlılar için de atılması gereken bir adımdır.

Sağlıklı  günler dileriz,

 

 

* http://www.yesilist.com/turkiyede-ve-dunyada-organik-tarim/

Ekolojik Temizlik Ürünleri

Ekolojik Temizlik Ürünleri

Işıl ışıl parlayan bardaklar, sofralarımızı süsleyen muhteşem desenlere sahip yemek takımları, en sevdiğimiz kıyafetler, nevresimler, perdeler, üzerinde toz kondurmadığımız mobilyalar… Evlerimizde tertemiz olması gereken eşyalardan bazıları. Yine dışarı çıktığımızda da bu temizliğe rastlamak isteriz. Oturduğumuz bir restoranda menünün zenginliğinin yanı sıra servislerin temizliği, çalışanların görünümü ilk dikkatimizi çeken şeylerdendir. Tabi ki bu muhteşem temizliği elde etmek için oluşturulan temizlik malzemesi zulalarımız… En kalitelilerini ve en iyi sonuç verenlerini bulabilmek için araştırmalar yapar, tavsiyeler dinleriz. Hedef temizlik ve hijyen olunca hiçbir ayrıntı gözden kaçmamalıdır (!)

 

Sadece Temizliyorlar mı?

Temizlik ve hijyen için yaptıklarımız, harcadığımız onlarca çaba ve para bizi bu hedefe götürürken bazı ayrıntı olamayacak hususları göz ardı etmemize neden olmamalı değil mi? İşte sağlığımız bu hususların başında. Temizlik yapmak için kullandığımız çoğu malzemenin görünen yüzü, kirlerin ve lekelerin giderilmesi iken, görünmeyen yüzünde ise sağlığımız üzerinde giderilemeyecek hasarlar bırakma ihtimali bulunuyor. Yapılan onca araştırma sarf edilen emek ve paraya rağmen amacımızın aksiyle karşılaşmamız mümkün. Çünkü özellikle çamaşır ve bulaşık deterjanlarının içerikleri hakkında yapılan araştırmalar bunların insan sağlığı, ve ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyuyor. Günlük hayatımızda sürekli deterjanlarla haşır neşir oluyoruz. Bu da deterjanların temas ile vücudumuza, akan su ile doğaya karışmasına neden oluyor. Özellikle sıvı sabunlar, şampuanlar, bulaşık ve çamaşır deterjanları, banyo ve mutfaklarda kullanılan yüzey temizleyiciler durulanma zorluklarıyla karşımıza çıkıyor. Yapılan bir araştırmada; iyi bir durulama için çamaşır makinasında 8 ton, bulaşık makinasında 6 ton, banyoda şampuan ve duş jeli için 2 ton su harcanması gerektiği söyleniyor. Başka bir araştırmada ise deterjanla yıkanmış ve durulanmış yemek kaplarında 0,199 – 0,663 mg./lt. deterjana rastlanmıştır. Deterjanların durulanma zorluğu neticesinde yemek kaplarından vücuda günde 75 mg. deterjan alınabiliyor. Bu oran birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep oluyor. Nitekim deterjanların deriye teması bile cildin yağını alır, kurumasına ve çatlamasına, hassas kişilerde dermatitlerin oluşumuna neden oluyor. Ayrıca bebek ve çocuklarda bu etki daha vahim sonuçlara ulaşabiliyor. Ham petrolden sentetik yolla elde edilen deterjanların içeriğinde genel olarak fenol, amonyak, paraben, naftalin vb. gibi zararlı kimyasal maddeler bulunuyor. Son zamanlarda deterjanlarda biyolojik bozulmaya uğrayan madde kullanılması yaygınlaşsa da bir çok deterjanın içerdiği doğada çözünmeyen inorganik maddeler sulara ve toprağa karışıp buralarda birikerek ekolojik canlılığı tehdit etmeye devam ediyor. Ayrıca petrolden üretilen temizlik malzemeleri uzun vadede kanalizasyon sistemlerine de zarar veriyor.

 

Alternatif Temizlik Ürünleri-Yöntemleri Var mı?

Zararlı deterjanlar konusunda toplum sağlığının ve çevrenin korunmasıyla ilgili kurumlar ile üreticilerin alacakları önlemler yapacakları düzenlemelerin yanı sıra bizler de birkaç alışkanlık değişikliğiyle hem kendimizin ve sevdiklerimizin sağlığını hem de doğayı ve ekolojik canlılığı korumak için adım atabiliriz. Kaldı ki günümüzde organik ve ekolojik ürünlerin kullanımına yönelik artan bir trend mevcut. Yapılan araştırmalar ve tavsiyeler artık hangi markanın daha iyi temizlediği yönünde değil, nasıl daha doğal ve zararsız temizlik elde edebilirim yönüne eviriliyor. Modern yaşam kalıplarının bizi zorladığının aksine daha az şeyle daha sağlıklı ve temiz olunabilir. Evde birkaç malzemeyle hazırlanabilen çamaşır ve bulaşık deterjanları hijyeni sağlamaya yetiyor ve sağlığımızı olumsuz etkilemiyor. Bunu yanı sıra insan sağlığına ve çevreye duyarlı firmalar ve girişimciler bitkisel içerikli temizlik malzemeleri üretmeye çalışıyor. Ağır kimyasal maddeler içeren temizlik malzemeleri kullanılarak daha çok hijyen elde edileceği takıntısından uzaklaşarak evimizde temizleyici içeriğe sahip organik malzemeleri değerlendirmeye, hem sağlığımıza hem doğaya ve ekolojik sisteme zarar vermeyen temizlik ve bakım malzemeleri satın almaya çalışmalıyız.

 

Organik günler dileriz,

 

 

 

 

 

 

 

Bitkisel Yağ Deyip Geçmeyin!

Bitkisel Yağ Deyip Geçmeyin!

Kimyasallardan olabildiğince uzak kalmak bizim için ilk şart. Kozmetik ürünlerde kullanılan kimyasallara ve bunların zararlarına her fısatta değinmeye çalışıyor, iç karartıcı yazılarla bol bol sizi meşgul ediyoruz. Ama bu sefer çok farklı bir yazı ile geldik karşınıza. Umarız sever, faydalı bulursunuz. Şimdiden hepinize keyifli okumalar….

Kozmetik sektöründe organik üretimin kullanıldığı en yaygın alanlardan biri saç bakımıdır. Peki kimyasallardan tamamen arındırılmış, pür i pak şampuanlar, saçlarımızı nasıl temizliyor? Daha da önemlisi saç yapısına bağlı olarak geliştirdikleri farklı etkileri hangi içeriklere borçlular? İşte bu yazımızda tam olarak bu soruların cevaplarını verebilmek adına organik şampuanların içeriklerinde kullanılan bitki özlerini incelemeye çalışacağız. Ha bu arada yaygın kullanılan zeytin, zeytinyağı, papatya, lavanta gibi bitkiler yerine daha nadir kullanılıp, daha özel durumları hedefleyen bitkiler ilk tercihimiz olacak. Gelin birlikte göz atalım, nelermiş bu bitkiler.

 

At Kuyruğu Yağı

Son zamanlarda popüler olan bitkilerden bir tanesidir at kuyruğu otu. Uygun dozlarda kullanılması durumunda vücut için bilinen çokça faydası bulunmaktadır. Ancak yazımızın içeriği gereği biz sadece saça olan faydalarına değineceğiz. Önce meraklıları ve ilgilenenleri için içeriğine bir bakalım. At kuyruğu otu silika, manganez, alüminyum, potasyum, saponinler, fitosteroller, fenolik asitler, kafeik asitler, alkaloidler, tanenler, ve flavonoidler bakımından oldukça zengin bir yapıya sahip olduğundan iyileştirici özelliğe sahiptir.

Daha spesifik inceleyecek olursak içeriğindeki silika kadınlarda ve erkeklerdeki saç dökülmesini yavaşlatırken aynı zamanda yeni saç köklerinin büyümesini teşvik eder. Bu sayede kafa derisi üzerine kan dolaşımını arttığından, saç köklerini beslenir ve scalar normalden daha hızlı uzar. Diğer yanda yapısındaki amino asitler ve fitosterollerin etkisiyle kafa derisi üzerindeki yağ birikimi azalır, ve bu sayede saç köklerinin güçlendirilmesini sağlar.

Not : Uzun süreli veya fazla miktarlarda kullanımi yan etkilere yol açabileceğinden, atkuyruğu özütü kullanmadan önce bir doktora danışmanız tavsiye edilir.

 

Isırgan Otu Özü

Sizin de anneniz küçükken ısırgan otuyla saçınızı yıkamış mıydı? Peki sebebi neydi? Saçınız dökülüyor diye mi yoksa kepekler azalsın diye mi? Eskilerin bir bildiği varmış derler ya, haklılar.

Isırgan otunun içeriğinde sekretin adında bağırsak, karaciğer, pankreas ve safra kesesi salgılarını uyaran bir madde vardır. Aynı zamanda yapısında bulunan potasyum tuzları, demir, organik asitler-formik asit, histamin, asetilkolin ve C Vitamini saç bakımındaki olumlu etkisini arttırmaktadır. Faydalarını da özetleyecek olacaksak ısırgan otu genel olarak saçı besleyerek sağlıklı bir şekilde uzamasını sağlar, saçları güçlendirir, canlılık ve parlaklık verir. Saç dökülmesini azaltır, aynı zamanda güçsüz olan saçların gürleşmesini sağlar, hatta yeni saçların çıkmasına yardımcı olur. Ha unutmadan kepek sorununuz varsa ısırgan otu özlü organik şampuan kullanmayı deneyebilirsiniz.

 

Aloe vera

Şampuanlarda en yaygın kullanılan bitkilerden bir tanesi olan aloe vera, B1, B2, B3 ve B6 vitaminleri başta olmak üzere toplam 12 çeşit vitamin, kalsiyum, demir, potasyum gibi toplam 20 farklı mineral ve alanine, arginine gibi toplam 18 farklı aminoasit içerir.

Yaygın kullanılmasının sebeplerinden biri her türlü saç tipine uygun olması, diğer bir tabirle içeriğindeki onlarca faydalı sayesinde her türlü saç ve deri sorununa çözümler üretebiliyor olmasındandır. Örneğin hem saç derisindeki aşırı yağı temizlemek için kullanılan aloe vera aynı zamanda kuru saç derisini yumuşatma görevine de sahiptir.

Saç derisinin bakımı en az el ve yüz bakımı kadar önemlidir. Sağlıklı saç yapısına sahip olabilmek için bu bölgede ki deri tabakasının güneş ışınlarından korunması ve düzenli olarak nemlendirilmesi gereklidir. Aloe vera bunu doğal yollardan herhangi bir yan etkiye yol açmadan sağlayabilmektedir.

Aloevera bitkisi saç derisindeki kan dolaşımını hızlandırarak saçın kaynağı olan saç köklerine daha fazla oksijen gitmesini, dolayısıyla daha çok beslenmesini sağlar. Saçlarınız sağlıkla uzar. Ayrıca anti bakteriyel özelliklere sahip aloevera bitkisi kafa derisinde oluşabilen mantara bağlı bazı rahatsızlıklara bağlı saç dökülmelerinin de önlenmesinde etkilidir.

 

Biberiye Yağı

Biberiyeyi hepiniz bilirsiniz, hani şu etlerin yanında kullandığımız hoş kokulu baharat var ya işte o. İşte bu baharat verdiği güzel lezzetin yanında aynı zamanda saçlarımız için de çokça faydalar taşırmış.

İçerdiği uçucu yağlar arasında başta borneol olmak üzere linalol, kamfen, sineol ile kafuru ve bitkide ayrıca tanen, reçine ile diğer etkili maddeler varmış ve o güzel kokusu da işte bu uçucu yağlardan kaynaklanırmış. Boyadan yıpranmış saçlarınızın onarımında, saç dökülmelerinde, dökülen saçların yeniden çıkmasında, ve kırılıp yıpranmış saçların beslenmesinde oldukça etkin rol oynayan biberiye yağı, saçı genel anlamda besleyip, hacim kazandırarak taze bir görünüm kazandırırmış, bizden söylemesi.

 

Çay Ağacı Yağı

Saç bakımında kullanılan bir diğer faydalı yağ ise bizim bildiğimizden çok farklı bir tür çay ağacı bitkisinin yapraklarının damıtılmasıyla elde edilir. İçeriğini % 31 Terpinen-4-ol, % 3,5 Alphaterpineol, % 16,4 P-Zymen oluşturur, ve antiseptik, antibakteriyel, antiviral ve antifungal etkileriyle zararlı bakteri, virüs ve mantarları öldürüp yaraları iyileştirmektedir. Özellikle kuru saç derisi problemlerinin tedavisinde kullanılır, ve kepeklenme ve ‘seboerik dermatit’ olarak bilinen egzama sorunları için direk etkilidir.

Aspir Yağı

Popüler yağlardan bir diğeri aspir yağının içeriğindeki linoleik tipteki Omega-6 (%74) ve Omega-9 yağ asidi (%14) hücre duvarlarının yapısında ve işleyişinde önemli rol oynar, ve esansiyel bir yağ asidi olduğundan vücut tarafından üretilmeyip dışarıdan alınması zorunludur. Aspir Tohumunda bunların yanında ayrıca amino asitler, mineral maddeler ve bazı vitaminler (B1, B2, B12, C, E) bulunur. Aspir yağı, kuru saçlarını derinlemesine besler, onarır, eskisi gibi yumuşacık, parlak olmasını sağlar. Aspirin içeriğinde bulunan bir diğer madde olan Oleic Asit, saç derisindeki kan dolaşımını arttırır ve saçların güçlenmesini, beslenmesini sağlar.

Argan Yağı

Gelelim inceleyeceğimiz son yağ olan, son zamanlar popüleritesi oldukça artmış argan yağının saça olan faydalarına.  Birçok kültürde geleneksel olarak kullanılan argan yağı, güçlü saç nemlendirme özelliği sayesinde saçın parlak ve sağlıklı olmasına yardımcı olur. Kırık ve yıpranmış saçları besleyerek onaran argan yağı, Fas’a özgü bir Argan ağacından elde edilmektedir. İçerdiği zengin E vitamini sayesinde tüm bu etkileri yapan argan yağı kadınların yeni gözdelerindendir denilebilir.

Sarımsak Özü

Sarımsağın faydalarını aranızda bilmeyen yoktur. Doğal antibiyotik ve antibakteriyel özellikleri başta olmak üzere bağışıklığı güçlendirmek ve daha birçok hastalığa şifa olmak gibi özellikleri vardır. İçeriği vitaminler bakımından da oldukça zengin olan sarımsak A, B, C vitaminleri, selenyum, kükürt, eterik yağ, alicin gibi etken maddelerden oluşur. Tüm bu faydalı bileşenlerin etkisiyle saç köklerini güçlendiren sarımsak özü, saç derisindeki kan dolaşımını hızlandırır. Bu sayede saçların sağlıklı bir şekilde uzamasını sağlayan sarımsak özü, sarımsak içerikli şampuanları vazgeçilmez kılan özelliklerden biridir. Saç köklerindeki problemleri de gidererek sağlıkla uzayan saçlara kavuşmanızı kolaylaştırır. Çok eskilerden beri saç kıran hastalığının tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir.

Doğanın içinde saklı bu kadar nimet varken, kimyasalları, zararlıları kullanmak neden? Evet kabul ediyorum bu saydığımız bitkisel çözümlerin hiçbiri kullanıdığınız o şampuanlar kadar kısa sürede kepeğinizi kesmeyecektir, ama inanın bu kötü birşey değil. Saç derinizi aşındırırcasına temizleyip faydalı zararlı tüm yağ asitlerini uzaklaştırarak yapılacak arındırma, hiçbir zaman iyi bir yönem değildir. Sağlıklı saç bakımı doğal seyrinde yavaş yavaş beslenerek, sabırla yapılandır. Yukarda saydığımız bitki özleriyle üretilen sertifikalı organik şampuan ve saç kremleri de bu işe en doğru yapan ürünlerdir.

 

Organik günler dileriz,

Dr. Nil Demir

 

Referanslar

  1. http://www.bilgiustam.com/atkuyrugu-bitkisinin-faydalari-nelerdir/
  2. https://evdesifa.com/cay-agaci-yaginin-kullanim-alanlari/
  3. http://www.pufnoktalari.net/sarimsakli-sampuanin-faydalari/
  4. http://www.dehabiodizel.com.tr/aspir-yag%C4%B1.html
  5. http://www.dogalvadi.com/sifali-bitkiler/biberiye.html
  6. http://www.dogalvadi.com/sifali-bitkiler/isirgan-otu.html