YUMURTA SEKTÖRÜNDE BİLMEDİKLERİMİZ

YUMURTA SEKTÖRÜNDE BİLMEDİKLERİMİZ

Protein deyince aklımıza gelen ilk gıdalardan biridir yumurta. Mineralce zengin oluşu, besleyici ve tok tutuculuğu, kahvaltıda soframızdan eksik etmemeye çalışmamızın başlıca sebepleri arasında. Hele ki anneler olarak bu protein deposundan çocuklarımız mahrum kalmasın diye az uğraş vermediğimiz başka bir gerçek. Buraya kadar bahsettiklerimiz birçoğumuz için sıradan bilgiler evet, peki ya alıp eve getirdiğimiz her yumurta gerçekten “faydalı” kategorisine giriyor mu sorusu? Son zamanlarda market raflarında, pazar tezgahlarında farklı isim ve etiketlerde sunulan yumurtaların tüketicinin kafasını bir hayli karıştırıyor. Piyasada bildiğimiz normal yumurtalara ek olarak, “gezen tavuk yumurtası” ve “organik yumurta” olarak isimlendirilen çeşitler mevcut. Tam olarak ne anlama geliyorlar, aralarında ne gibi farklar var? Öncelikle bu noktadaki ayrımı belirleyen esas meselenin tavukçuluk sektörü olduğunun altını çizelim. Bir yumurtanın kalitesini  elbette kaynağının yani tavukların yetiştirilme ve beslenme şartları belirliyor.

İlk olarak “normal yumurtadan” başlayalım. Normal yumurtalar fabrikasyon yöntemiyle, konvansiyonel tavukçulukla elde ediliyor.  Bu yöntemde amaç belirli kapasitedeki bir alana maksimum sayıda hayvanı sığdırabilmek. Dolayısıyla tavuklar balık istifi diyebileceğimiz bir şekilde katlı kafeslerde tutuluyorlar. Hal böyle olunca da tavukların hareket alanı bulunmuyor ve kanat çırpma, kendini temizleme, eşeleme gibi fizyolojik ihtiyaçlarını yerine getiremiyorlar. Birbirlerine zarar vermemeleri için gün ışığı yerine loş bir ışıkta, havalandırmanın yetersiz olduğu bir ortamda yaşamlarını sürdürüyorlar. Bunların yanında tavuklar GDO’lu yemlerle ve antibiyotik kullanılarak besleniyor. Bu şartlar altında yetiştirilen tavuklardan elde edilen “normal yumurtaların” sağlıksız oluşu da maalesef normal (!)

Bir diğeri ise normal yumurtaya göre yüksek fiyatlı ve ismindeki çağrışımdan dolayı organikmiş gibi algılatılan “gezen tavuk yumurtası”. Kimilerinin serbest dolaşan tavuk diye de nitelendirdiği bu terminolojinin temeli İngilizcedeki “cage-free” ve “free-range” kavramlarına dayanıyor. Türkçesi kafeste olmayan anlamına gelen cage-free yöntemi, tavuklara fabrikasyon yönteminden bir tık(!) daha fazla yaşam alanı ve özgürlük veriyor. Endüstriyel üretimdeki gibi kafes içinde olmasa da tavuklara sunulan alan büyütülmüş bir kafes mantığında. Aynı şekilde ticari yem, antibiyotik ve hormon kullanımı söz konusu. Bunun yanında tavuklar gaga kısaltması gibi işlemlere de maruz kalıyorlar. Kısacası  gezen tavukların sandığımız gibi doğada özgürce, keyiflerince gezip dolaştıkları yok ne yazık ki. Free-range de ise belirli zaman aralıklarında gün ışığına çıkıp, gezebilme hakları olmasına karşın yine yukarıda saydığımız sentetik yemler, hormon vs. kullanımında maalesef bir fark yok.

Gelelim hem iç rahatlığıyla hem de lezzetle yiyebileceğimiz organik yumurtalara. Bir yumurtayı organik yapan nedir dersek, cevabımız öncelikle suni olan hiçbir şeyin tavukla etkileşim halinde olmaması olacaktır. Bulundukları tesislerde yeterli serbest gezme alanlarına sahip olan tavuklara eziyet verecek her türlü uygulamadan kaçınılması ise diğer bir artısı. Tavuklarda, antibiyotik kullanımına ancak hastalık halinde ve maksimum 3 kere uygulanabilme sınırıyla izin veriliyor. Daha fazlasında ise tavuk organik üretim zincirinden çıkarılıyor. Velhasıl, sarısı ya da beyazı fark etmeden bu kadar hassas davranılan bir üretimin sonucu bizlere hem sağlıklı, hem de lezzetli tavuk yumurtaları vaat ediyor!

 

Organik dolu günler dinleriz,

Selin Bozdağ Toprak

 

ORGANİKTE BİR GÜVEN BELGESİ OLARAK SERTİFİKASYON!

ORGANİKTE BİR GÜVEN BELGESİ OLARAK SERTİFİKASYON!

Organik tarım başta olmak üzere organik üretim sektörüne olan ilgi gün geçtikçe artmakta. İnsan sağlığını korumayı nihai amaç edinmesi, bunu yaparken çevreyi koruma ve hayvan refahını gözetmesine dayalı prensipler organiği tercih etmede en önde gelen sebeplerden. Bunların yanı sıra bu ürünlerin sertifikasyon sürecinden geçip tescilli bir şekilde piyasaya sürülmesi ise organiği organik yapan en önemli kıstas şüphesiz. Şimdilerde ilgi çekmek adına kullanılan ‘’yüzde yüz doğal, katkısız, saf, organik’’ virali maalesef tüketiciyi yanıltabiliyor. Bu şekilde teşhir edilen ürünlerin şayet sertifikaları yoksa organik olarak nitelendirmek doğru değil.

Sertifikalar ise organik tarım yasası ve yönetmeliğinde belirtilen ve yetkilendirme esaslarına uygun bir şekilde inceleme ve sertifikasyon sürecini gerçekleştiren ulusal ve uluslararası denetleme kuruluşları tarafından verilebiliyor. Organik ürünlerin ambalajında sertifika aldığı kurumun logosu bulunmak zorunda. Bunun yanında tarımsal ürünler için ‘’organik tarım ve Türkiye Cumhuriyeti’’ yazan yuvarlak logoyu, sertifika numarasını ve kontrol kuruluşunun kodunu muhakkak görmemiz gerekiyor.

“Sertifikasyon süreci nasıl işliyor”, “Bu süreçte nelere dikkat ediliyor”, “Ulusal ve uluslararası Kontrol ve Sertifika Kuruluşları (KSK) hangileridir” gibi soruların yanıtlanmasını bu hususta biz tüketicilerin bilgilenmesi ve bilinçli alışveriş yapması adına önemsiyorum. Öncelikle sertifika almak isteyen üretici firmanın herhangi bir ulusal veya uluslararası KSK ya başvuru yapması gerekmekte. Başvurunun olumlu sonuçlanması ve ilgili denetimlerden sonra firma hiçbir sentetik madde, GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar), hormon vs. gibi organik tarım ve üretime aykırı teşebbüslerde bulunulmayacağına dair bir sözleşme imzalayarak organik üretim yolculuğuna başlıyor. Tüm bu yolculuk başvurulan firmanın denetim ve gözetimi altında devam ediyor.

Örneğin; organik tarım için konuşacak olursak hasattan, işlemeye, ambalajlamadan, depolamaya her bir işlem denetim ve gözetim sürecine dahil. Sertifikasyonun en güven veren yanı ise bu. Ürünün yalnız son halinin değil, ilk basamağından başlayıp bize ulaşana kadar bütün basamakların kontrol edilip titizlikle incelenmesi. Aynı zamanda bu sertifikaların güncellenme zorunluluğu da var. Belli aralıklarda sertifikanın yinelenmesi ve güncel olması gerekiyor. Eğer belirtilen esaslara uygun olmayan bir durum tespit edilirse de sertifika iptal ediliyor. Bu da organiğe olan güveni daha da perçinliyor.

Ülkemizde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından akreditasyonu sağlanmış sertifika verme yetkisine sahip ulusal ve uluslararası toplam 28 KSK mevcut. ECOCERT, IMO, ECOTAR, ICEA, ANADOLU EKOLOJİK ÜRÜNLER, KALITEST bunlardan yalnızca bir kısmı. Özetle, sertifika bir ürünün gerçekten ‘’organik’’ olduğunun yegane kanıtıdır. Aynı zamanda bizi, sevdiklerimizi çevremizi koruyan bir güven belgesidir!

 

Organik Günler Dinleriz

 

Selin Bozdağ Toprak

 

PARABEN VE SLS TEHLİKESİ!

PARABEN VE SLS TEHLİKESİ!

Temizlik, hijyen ve bakım günlük hayatımızın bir parçası elbet. Kişisel temizlikten, evimize, kıyafetten, eşyaya kadar tüm alanlara özgü farklı farklı temizlik ürünleriyle dolu dolaplarımız. Tabiri caizse bir elimizde çamaşır suları bir elimizde çokça köpüren deterjanlar düşmüşüz bir mikrop öldürme, eşyaları parlatma derdine. Aman bol bol dökeyim de iyice çıksın şu kir toz, tüm evi deterjan kokusu da sardı mı görev başarıyla tamamlandı diyenlerdenseniz bu yazıya iyi kulak verin.

Farkında olalım ya da olmayalım elimizin altındaki birçok ürün içeriğindeki kimyasallar sebebiyle insan sağlığına ve çevreye geri dönüşümü olmayan müthiş zararlar vermekte. Bu kategoride sayabileceğimiz zararı uzmanlar tarafından onaylanmış kimyasal ürün listesi hayli kabarık. Bunlardan iki tanesi olan sls ve paraben ise son yıllarda kamuoyunda ve medyada bilinirliği biraz daha artan etken kimyasallardan. Nedir bu paraben ve SLS adlı sağlığı tehdit eden bir o kadar da içimizde olan kimyasal düşmanlar gelin yakından bakalım.

Paraben daha çok kozmetik ve bakım malzemeleri gibi farmasi ürünlerinde (krem, losyon, şampuan, makyaj malzemeleri, diş macunları vs. gibi) bakteri ve mantar oluşumunu engellemek, dayanılırlığı arttırmak ve raf ömrünü uzatmak için kullanılan düşük maliyetli bir koruyucu çeşididir. Ayrıca methylparaben, ethylparaben, propylparaben, butylparaben veya benzylparaben gibi türevleri vardır. Şayet ürün etiketinde bunlardan biri varsa elimizdeki ürünü rafa geri koymamız bizim yararımıza olacaktır. Özellikle şampuan, diş macunu ve sabun gibi hemen hemen her gün ve hepimiz tarafından kullanılan ürünlerin içindeki paraben cildimiz tarafından emilip kana geçtiği için vücutta belli seviyede birikimi kanseri tetikliyor. Yapılan araştırmalar sonucunda parabenin endoktrin sistemini üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu da bir diğer ‘’free paraben’’etiketli ürün arayış sebebi.

Bir diğeri ise SLS şeklinde kısaltılan fakat etkileri oldukça zararlı olan Sodium Lauryl Sulfat. Deterjanlarımızın, şampuanlarımızın köpürmesini sağlayan maddenin ta kendisi. SLS en yaygın kullanım alanı ise şampuanlar. SLS li şampuanlar saç foliküllerine ve kök hücrelerine zarar vererek neredeyse çoğumuzun canını sıkan saç dökülme problemlerine yol açıyor. Aynı zamanda alerjen etkisi ve cilt kuruluğuna da davetiye çıkarıyor. Kalitesiz ve bilinçsiz ürün tüketimi yapmanın, aslında sonrasında bir o kadar çaba ve para sarfetmemizle adeta kısır döngüye dönüştüğü ve cebimizi daha fazla yaktığı da bir başka gerçek.

Belki adını ilk defa duyduğumuz bu kimyasallar hayat kalitemizi ve sağlığımızı yavaş yavaş ve sinsice tehdit ediyorlar. Ne yazık ki birilerinin insan sağlığını hiçe sayması, ucuz maliyet kaygısı yüzünden sağlıklı olmak adına yaptığımız temizlik eylemi aksiyle sonuçlanıyor. İşin özü köpükler sandığımız kadar masum değilmiş onu anlıyoruz. Buraya kadar olumsuz bir tablo gördük ama çözümsüz değil elbette. Paraben ve SLS tehlikesinin farkında, kimyasala karşı doğal olandan yana birçok organik üreticisi bizimle. Sağlığı ve hayatı önemsemeyi birincil ilke olarak belirleyen marka ve firmaların ürün seçeneklerini tercih etmek beraberinde bize sürdürülebilir bir dünya ve yaşam getirecektir unutmayalım.

 

Organik günler dileriz.

Selin Bozdağ Toprak

 

GÜZEL OLACAĞIM DERKEN SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN!

GÜZEL OLACAĞIM DERKEN SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN!

Antik çağlardan bugüne popülerliğini giderek arttıran bir alışkanlık. Birçok kadının vazgeçilmezi. Neyden mi bahsediyorum? Tabi ki de ayna karşısında bıkmadan usanmadan vakitlerimizi geçirdiğimiz makyaj tutkumuzdan. Her kadın olmasa da birçok kadın için makyaj yapmak adeta temel bir ihtiyaç olmuş durumda. Kimimiz yüzümüzdeki sivilce, kızarıklık gibi kusurları örtmek için fondateni çantamızdan eksik etmezken, kimimiz “eyelinersız asla!” diyoruz.

Makyaj ihtiyacının altında yatan sosyolojik ve psikolojik birçok neden mevcut, fakat orası ayrı bir yazının konusu. Ne dersek diyelim günümüz dünyasında makyaj sektörüne olan ilgi reklamlardan, billboard afişlerinden ve sosyal medya üzerinden gördüğümüz üzere adeta çığ gibi büyümekte. Girdiğimiz bir kozmetik mağazasında hem ürün hem marka çeşitliliğinden başımız dönüyor, kafamız karışıyor çoğu zaman. Hangisi daha kalıcı, cildimizde daha güzel duruyor anlayalım diye testerları deniyoruz. Ancak sadece kalıcılığa, cildimizle olan uyumuna bakmak yeterli mi?

Eğer bilinçli bir kozmetik tüketicisi isek ne şanslı bize ki öncesinde içindekiler kısmına bakarız mis gibi. Şayet aksi ise vay halimize ki bizi güzelleştirecek diye medet umduğumuz o sağlıksız, kimyasal dolu, parabenli,  alüminyumlu ürünleri sepete attık bile! Yapılan araştırmalarda kadınların vücutlarına makyaj yoluyla 2 kg kadar kimyasal aldıkları tespit edilmiş. Bunun bakkal amca bana 2 kilo kimyasal versen de yesem demekten hiçbir farkı yok zannımca. Kulağa komik gelse de maalesef bunlar bilinçlenmemiz adına önemsiyorum.

Bir de özellikle üzerinde durmak istediğim biraz daha ayrıcalıklı bir makyaj ürünü var ki, o da göz kalemi. Göz kalemi bu ürünlerin içinde en çok tercih edilen ürün çünkü. Makyaja dair tek malzemesi göz kalemi olan pek çok kadın var. Piyasada renk renk satılan bu kalemlerin kalıcılığı için balmumu, yağ ve silikon gibi gözyaşı kuruluğuna ve çeşitli alerjik reaksiyonlara sebebiyet veren maddeler kullanılıyor. Sonuç olarak çeşitli göz rahatsızlıkları, bulanık görme, tahriş vs. gibi sıkıntılar baş gösteriyor. Hele ki son zamanlarda yoğun dumanlı makyaj trendi, bilinçli olmayan tüketicilerin sağlığı için daha da katmerli bir sorun olmaya başladı maalesef.

Peki diyelim ki artık kozmetiğin güzellik sihrinden ibaret olmadığının farkına vardık, ee şimdi makyajla vedalaşacak mıyız? Hayır. Elbette ki bu makyajı, kozmetiği hayatımızdan çıkarmamız gerektiği anlamına gelmiyor. İşte burada her şeyin en doğal, en katışıksız, hem insanla hem çevreyle uyumlu olanı, organik makyaj alternatifi imdadımıza yetişiyor. Tamamen doğal yollarla elde edilmiş, bilhassa belli başlı organik ürün sertifikalarına sahip ürünler tercih etmek, bugün sizi güzel gösterip yarın sağlığınızdan edecek ürünlerin aksime sağlıklı bir güzellik katacaktır size. Asıl mesele de bu değil mi zaten?

 

Organik günler dileriz.

Selin Bozdağ Toprak

Köpük Balonlar Sandığımız Kadar Masum Mu?

Köpük Balonlar Sandığımız Kadar Masum Mu?

Hepimiz sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürmek isteriz. Hele ki söz konusu minik yavrularımız olduğunda daha bir titizlenmemek elde değil. Ebeveynler olarak çocuklarımızın bedensel ve zihinsel olarak sağlıklı bir gelişim göstermesi için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz elbette. Kimi zaman katkı maddesi içerdiğini, zararlı olduğunu düşündüğümüz çikolataları miniklerimiz ulaşamasın diye evimizin en ücra köşelerine saklıyoruz. Yeri geliyor komşu teyzeden aldığımız organik, ev yapımı tarifleri uygulamaya çalışıyoruz. Gıda ve beslenme konusuna biraz daha eğildiğimiz, bu konuda gün geçtikte daha da bilinçlendiğimiz az çok hepimizin malumu. Peki ya bunların yanı sıra evimize giren, olmazsa olmazımız temizlik ve hijyen ürünleri konusunda yeteri kadar bilinçli miyiz, ne dersiniz?

Mesela aldığımız ürünlerin öncelikle paraben, alüminyum, SLS gibi zararlı kimyasal maddelerden arınmış olduğuna emin miyiz? Belki de adını duymadığımız veya masum olduğunu zannettiğimiz bu tehlikeli maddelerden bahsedelim biraz da. SLS (Sodyum Lauryl Sülfat) elimizin altında sürekli bulunan, gündelik hayatımızda en çok kullandığımız temizlik malzemelerimizden olan bulaşık deterjanları ve sabunlarımızın köpürmesini sağlayan kimyasallardan. Mikroplardan arınsın diye sürekli elini yıkamasını istediğimiz kızımıza ellerini yıkarken iyice köpürtmesini söyleriz ki elleri tertemiz olsun, mikroplar kırılsın. Ya bu köpüğün SLS adlı orta tehlikeli olarak sınıflandırılan tahriş edici kimyasaldan kaynaklandığını bilsek, hala aynı tembihte bulunabilir miydik? Pek sanmıyorum. Belki de çoğumuz maruz kaldığımız zarar ve tehlikeden bihaberiz.

Bu malzemeleri sadece temizlikte değil, zaman zaman çocuklarımızın eğlence aracı olarak da kullanabiliyoruz. Örneğin bulaşık deterjanından balon köpükcükleri yapmak gibi. Çocuklar için keyif verici olan bu aktivite maalesef bulaşık deterjanı kullanımı ile zararlı bir hale dönüşüyor. Oyun esnasında çeşitli petrokimyasallardan elde edilen bu deterjanlardan oluşan köpüklerle çocukların hassas cildi temas ediyor. Dahası kontrol altında olmayan bazı çocuklar bu deterjanlı suları bilemeyerek içebiliyorlar. Tüm bunları düşündüğümüzde, hem çocuklarımızın sağlığı hem de içimizin rahatlığı için elimize geçen ürünleri sorgulamadan, incelemeden tüketmememiz gerektiğini bir kere daha anlıyoruz. Önce bir bakalım ürünün kimyasal içerip içermediği ve doğayla uyumlu olup olmadığına. Bu bilince vardıktan sonrası ise kolay, hem organik hem ekonomik kullanımı olan birçok alternatif ürün mevcut. Bu noktada tamamen doğal, renklendirici ve koruyucu içermeyen hem de mis gibi altıncık kokusuyla çocuklarınızın hem güvenli bir şekilde eğlenebileceği hem de hijyenlerini sağlayabileceği köpük sabunumuzu denemenizde fayda var derim. Unutmayalım, sağlık her şeyin başı!

Organik günler dileriz.

Selin Bozdağ Toprak

Bebek kıyafeti deyip geçmeyelim!

Bebek kıyafeti deyip geçmeyelim!

Organik kelimesi son yıllarda sıkça kulağımıza çalınan bir kavram. Modernleşme ve endüstrileşmeyle birlikte organik ürünler ve organik yaşam daha da çok revaç buldu. Sebebi ise yapay olandan ‘’doğal’’ olana yönelmeye olan ihtiyacımızın artması diyebiliriz. Aslında yaşamımız ‘’tüketme’’ ve bir yandan da ‘’üretme’’ faaliyeti üzerine kurulu. Doğada olanı hiçbir katkı maddesi(ilaç, hormon, kimyasal, koruyucu vs.) eklemeden tükettiğimiz ve ürettiğimiz sürece sağlıklı ve ‘’organik’’ bir yaşama sahip olabiliriz.

Günümüzde gıdadan kozmetiğe, oyuncaktan kıyafete kadar birçok alanda organik ürüne yöneliş var. Özellikle yetişkinlere göre çok daha hassas bir bünyeye ve cilde sahip olan bebek ürünlerinin kimyasal ve kanserojen içerikli olmaması konusu son zamanlarda iyice gündemde. Bebeğimizin beslenmesi ne kadar önemliyse hassas tenine değen giysilerin de sağlıklı ve organik olması bir o kadar önemli.

Cildimize temas eden maddelerin yarısından fazlası gözenekler vasıtasıyla emiliyor. Özellikle ipliklerde kullanılan sentetik boyalar, ağartıcı kimyasalların olumsuz birçok yan etkisi bulunuyor. Defalarca yıkanmasına rağmen bu kimyasallar çok güçlü oldukları için tamamen çıkmıyor ve sağlığı tehdit ediyorlar. Bu gibi ürünler hassas bebek cildinde kızarıklık, kaşıntı gibi gözle görülebilen çeşitli tepkilere de yol açabiliyor. Bunlarla beraber pamuk ise sağlıklı, ciltle uyumlu en elverişli tekstil hammaddesi olarak biliniyor. Fakat ne yazık ki günümüzde pamuk üretiminde de çeşitli suni tarımsal kimyasallar kullanıldığını biliyoruz. Bu gibi sentetikleri içermeyen, GDOsuz tamamen doğal yollarla üretilmiş pamuk ise organik ve tercih edilmesi gereken hammadde olarak yerini alıyor. Organik pamuğun yanında aynı zamanda son yıllarda tekstilde bambu başta olmak üzere kayın ve soyadan elde edilen ekoloji ve insan sağlıyla uyumlu hammaddeler ise bir diğer alternatifimiz. Hal böyleyken mini minnacık bebeklerimizi özenerek giydirir, vitrinlerden renk seçerken giysimizin hammaddesi ve organiklik uyumunu da es geçmiyoruz değil mi anne babalar?

 

Organik günler dileriz.

Selin Bozdağ Toprak

Bebek Eşyalarında Temizlik !

Bebek Eşyalarında Temizlik !

Mini mini bir kuş evinize konduğu andan itibaren artık hayatınız hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak demektir. Günlük yaşantınızda değiştirmeniz gerekence onlarca şey, gözden geçirmeniz gereken onlarca konu vardır. Bu değişimin iyi yönde olduğuna tabi ki şüphe yok, ancak bazen değişimleri önem sırasına göre dizmekte yanlışlar yapıyor olabiliriz.

Bebeğimizin güvenliği, sağlığı, mutluluğu herşeyin önündedir şüphesiz, ama o emeklerken yerlerden mikrop almasın diye evi hergün mis kokulu deterjanlı sularla silmek iyi bir strateji değildir. Kıyafetlerine değen meyve lekeleri çıksın diye çamaşır suyuna batırmak, ya da mama sandalyesi üzerindeki salça lekeleri çıksın diye çamaşır suyu ile silmek yapılan en büyük hatalarımızdan olsa gerek. Bırakın lekeli giysin badilerini, kirli görünsün mama sandalyesi bebeğiniz çamaşır suyu kalıntısından uzak olsun da. Yerler sirkeli suyla da parıldar, yeter ki çocuğun o kokulu kimyasalları yalamasın.

Yine biberonlarını kendi kullandığımız fosfat içeren bulaşık deterjanı ile yıkamak da bunların arasında yer alır… Bebeklerin doğduğu günden itibaren anne sütü ile bile beslenseler öyle yada böyle sterilize edilmesi gereken bazı malzemeleri vardır. Bu emzik olabilir, süt sağma makinesi olabilir, ve ya biberon olabilir. Bu bahsettiğimiz 3 malzeme de direk olarak bebeklerin ağızlarıyla temasta olduğundan hijyenik olmaları gerekmektedir. Süt ve mama kalıntıları üzerinde kolayca üreyen bakteriler bebeklerde mide ve bağırsak rahatsızlıklarına sebep olabileceğinden son derece önemlidir. Farklı formatlardaki sterilizasyon makineleri bulunmasına rağmen, suda kaynatmak kullanılan en geleneksel ve düşük maliyetli yöntemdir. Biberon veya emzikler güzelce temizlendikten sonra suda kaynatılarak sterilize edilebilir. Ancak bu işlemi her seferinde yapmak mümkün olmadığı durumlarda kullanılmak üzere alternatif bir temizlik deterjanınızın olmasında fayda vardır.

Bir defalık bulaşık deterjanıyla yıkarım birşey olmaz, zaten bir dahaki sefere kaynatırım birşey kalmaz demeyin. Marketlerde satılan bulaşık deterjanlarında kullanılan, ürünleri kolayca temizlemeye yarayan ana maddelerden biri olan fosfat durulanması son derece zor bir kimyasaldır. Durulanamayan bu madde, ishal, kusma, deride tahriş gibi çokça yan etkiye sahiptir. Su kaynaklarına karışan fosfatın oksijeni tüketen yosunlara besin olarak, o bölgedeki balıkların boğularak ölmesine sebebiyet vermesi de işin çevreye bakan yanı.

Tüm bu sebeplerden yola çıkarak bebeğinizin bulaşıklarını sonrasında kaynatacak bile olsanız fosfat içermeyen deterjanlarla yıkamanız önemlidir. Bu konuda en büyük sıkıntıyı misafirliğe gittiğinizde yaşayacağınızı da belirtmekte fayda var. Neyse ki herşeyin en pratiğini düşünen anneler deterjanların deneme boylarını edinip, çantalarında taşımayı da kolayca başarabilirler. Deneme boyu olmayan ürünleri de kendi alacağınız minik kaplarda çantanızda bulundurabilirsiniz.

Piyasada artık yerli yabancı çokça markada organik içerikli bulaşık deterjanları bulunmaktadır. Yerli üretim hacminin de artışıyla çeşitliliği artan bu ürünlerin erişilebilirliği artık daha kolay. Deterjanlarınızı seçerken sertifikalı organik ürünleri tercih etmeniz ürünlerin üretim proseslerinin kontrollü olması açısından son derece önemlidir. Dünyaya daha yeni gözlerini açan, bağışıklık sistemi bile gelişmemiş minik yavrularınızı en azından kimyasallardan korumak sizin elinizde. Haydi bir göz atın, siz de göreceksiniz zengin seçenekleri.

Organik günler dileriz,

Dr. Nil Demir

 

 

Biz ve Diğerleri için Organik Beslenme!

Biz ve Diğerleri için Organik Beslenme!

Gelişmenin her zaman iyiye ulaştırdığına dair algımız, geldiğimiz noktada soru işaretleriyle karşı karşıya. Endüstrileşme ve teknolojiyle birlikte gelen hız ve işlevsellik arayışı gündelik hayatımızdaki  beslenme gibi temel alışkanlıklarımızı esaret altına aldı. Eskiler için kendi ektiğini toplayıp kendi yiyeceğini yapmak gündelik uğraşlardan biriydi. Oysa ki modern çağ insanı için bir meyveyi dalından kopararak yemek, doğal tadı ve kokusunu hissetmek lüks hale geldi.  Bu olumsuz etkinin sonuçlarıyla yüzleşme çağdaş insanı aslında eski olan yeni arayışlara yöneltti. Şimdilerde, doğal ve gündelik olana organik beslenme adını vererek yeniden kavuşma peşindeyiz.

 

Organik Beslenme Nedir?

Organik beslenme; temel olarak organik ürünlerin tüketilmesini gerektirir. Organik ürünler üretim aşamasında hiçbir kimyevi maddenin kullanılmayan, hayvanlar üzerinde test edilmeyen ürünlerdir. Tıpkı yıllar öncesinde eski toprak dediğimiz insanların yaptığı gibi. Organik ürünleri üretmek için organik tarım yapılması gerekir. Organik tarım üretimden tüketime kadar her aşaması kontrol edilerek ve sertifakalandırılarak yapılır. Buna ekolojik tarım da denir. Doğada olanı saf haliyle soframıza getirmeyi amaçlayan organik tarım, aynı zamanda doğanın yabancısı olduğu kimyasalları da doğaya bırakmamayı sağlar. Kısacası organik beslenme kendimize, diğer canlılara, doğaya ve çevremize zarar vermediğine emin olduğumuz  ürünleri yiyip içmektir.

 

Organik olmayan ürünleri kullanmak bizden neler götürür?

Organik olmayan gıda ürünleri genel olarak endüstriyel üretimden çıkmıştır. Bu tarz üretimde esas olarak karlılık, uzun ömürlülük, ucuzluk, miktarının fazla olması, hızlı üretilmesi gibi faktörler göz önünde bulundurulur. Doğal üretim yapmak zahmetli, dikkat gerektiren ve vakit alan bir üretim biçimidir. Firmalar böyle bir üretim yönteminden kaçınır. Bugün sıradan bir markete gittiğimizde organik bir ürün bulmak neredeyse imkansızdır. Bunlara paketli gıdaların dışında taze olarak satılan sebze ve meyveleri bile dahil edebiliriz. Doğal ve gündelik olandan fersah fersah uzaklaştık. Bu uzaklığın maliyeti günlük olarak sezilmese bile uzun vadede bize ve gezegenimize ağıra mal oluyor.

İlk olarak bundan en çok etkilenen faktör sağlığımız. Organik olmayan ürünlerin hızlı yetişmesi için hormonlar kullanılarak doğal olgunlaşma süreçleri bozuluyor. Uzun ömürlü ve cazip görünümlü olmaları için yapay koruyucular, renklendiriciler ve katkı maddeleri kullanılıyor. Bu maddelerin çoğu sağlığa oldukça zararlı; uzun vadede kanser riskini dahi içerebiliyor. Bunun dışında obezite ve bir çok kronik hastalığın sebebi olarak da yine bu zararlı maddeler görülüyor.

Resim.1 Türkiye’de ve dünyada organik tarım haritası*

Dünya sadece bizden mi ibaret?

Organik beslenmeyi ele alırken sırf insan sağlığını merkeze almak eksik ve bencilce bir yaklaşım olacaktır. İnsan sağlığı dışında doğadaki diğer canlılar da organik olmayan üretimin getirdiği zararlardan nasibini alıyor. Özellikle konvansiyonel tarımda kullanılan kimyasal gübreleme ve ilaçlama ile toprak ve su kaynakları kirletiliyor; buralardaki canlı hayatının sürekliliği tehlikeye atılıyor. Bunun dışında endüstriyel üretimde kaynak olarak kullanılan hayvanlar doğal gelişimlerini ve hayatlarını yaşayamadan üretim safhasına sevk ediliyor. Ayrıca kimyasal maddelerin kullanıldığı üretim aşamalarında çalışan işçiler de bu maddelerin zararlarından etkileniyor. Kapitalist üretim mantığı çerçevesinde bu işçiler emeklerinin karşılığını alamadan yoğun şekilde çalıştırılıyor.

Kısacası organik olmayan gıda maddelerinin üretim döngüsü doğaya, canlılığa, ekolojik düzene ve çevremize olumsuz etkilerde bulunuyor. Bu etkiler bir insan ömründe bile gözlemlenebilir boyutlara ulaşmakla birlikte; bizden sonraki nesillere bıraktığımız bu bozulmuş ve kirletilmiş miras daha vahim bir durumu gözler önüne seriyor.

Aklıyla doğaya egemen olmaya çalışan insanoğlu kendi sürekliği için her çağda farklı yollarla da olsa gıda üretmek ve tüketmek zorunda kalmıştır. Günümüz insanı için pratik, ulaşılabilir ve az maliyetli olan organik olamayan ürünleri tercih etmek anlaşılır bir durum. Organik olmayan ürünlerin kısa vadede olumsuz etkilerini çok fazla göstermemesi de bu tercihe yönelimi arttırıyor. Oysa ki üretim ve tüketim aşamalarının organik olmayan şekillerde gerçekleştirilmesi doğa üzerinde bir insan ömrünü aşan, silinmesi binlerce yıl alan etkilere sahip oluyor. Dünya bizim evimiz ve ona bıraktığımız her olumsuz etkinin zararı nihayetinde bize veya neslimize dokunacaktır. Günü kurtarmak için yaşamayan, insanlığı bir bütün olarak alan insan aklı yine, sadece kendisi ve nesli için bile olsa, organik üretimi tercih etmelidir.

Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi sadece insanı merkeze alarak düşünmek diğer canlılara ve gezegenimize haksızlık olacaktır. Yaşadığımız gezegeni bir bütün olarak algılayıp diğer canlılara ve doğaya karşı olan sorumluluğumuzu da unutmamız gerekiyor. Organik üretim doğaya ve canlılığa dost bir üretim şeklidir. Organik üretim yöntemini ve organik besinleri tercih etmek kendi sağlımız ve gelecek nesiller için olduğu kadar gezegenimiz ve gezegenimizi paylaştığımız diğer canlılar için de atılması gereken bir adımdır.

Sağlıklı  günler dileriz,

 

 

* http://www.yesilist.com/turkiyede-ve-dunyada-organik-tarim/

Ekolojik Temizlik Ürünleri

Ekolojik Temizlik Ürünleri

Işıl ışıl parlayan bardaklar, sofralarımızı süsleyen muhteşem desenlere sahip yemek takımları, en sevdiğimiz kıyafetler, nevresimler, perdeler, üzerinde toz kondurmadığımız mobilyalar… Evlerimizde tertemiz olması gereken eşyalardan bazıları. Yine dışarı çıktığımızda da bu temizliğe rastlamak isteriz. Oturduğumuz bir restoranda menünün zenginliğinin yanı sıra servislerin temizliği, çalışanların görünümü ilk dikkatimizi çeken şeylerdendir. Tabi ki bu muhteşem temizliği elde etmek için oluşturulan temizlik malzemesi zulalarımız… En kalitelilerini ve en iyi sonuç verenlerini bulabilmek için araştırmalar yapar, tavsiyeler dinleriz. Hedef temizlik ve hijyen olunca hiçbir ayrıntı gözden kaçmamalıdır (!)

 

Sadece Temizliyorlar mı?

Temizlik ve hijyen için yaptıklarımız, harcadığımız onlarca çaba ve para bizi bu hedefe götürürken bazı ayrıntı olamayacak hususları göz ardı etmemize neden olmamalı değil mi? İşte sağlığımız bu hususların başında. Temizlik yapmak için kullandığımız çoğu malzemenin görünen yüzü, kirlerin ve lekelerin giderilmesi iken, görünmeyen yüzünde ise sağlığımız üzerinde giderilemeyecek hasarlar bırakma ihtimali bulunuyor. Yapılan onca araştırma sarf edilen emek ve paraya rağmen amacımızın aksiyle karşılaşmamız mümkün. Çünkü özellikle çamaşır ve bulaşık deterjanlarının içerikleri hakkında yapılan araştırmalar bunların insan sağlığı, ve ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyuyor. Günlük hayatımızda sürekli deterjanlarla haşır neşir oluyoruz. Bu da deterjanların temas ile vücudumuza, akan su ile doğaya karışmasına neden oluyor. Özellikle sıvı sabunlar, şampuanlar, bulaşık ve çamaşır deterjanları, banyo ve mutfaklarda kullanılan yüzey temizleyiciler durulanma zorluklarıyla karşımıza çıkıyor. Yapılan bir araştırmada; iyi bir durulama için çamaşır makinasında 8 ton, bulaşık makinasında 6 ton, banyoda şampuan ve duş jeli için 2 ton su harcanması gerektiği söyleniyor. Başka bir araştırmada ise deterjanla yıkanmış ve durulanmış yemek kaplarında 0,199 – 0,663 mg./lt. deterjana rastlanmıştır. Deterjanların durulanma zorluğu neticesinde yemek kaplarından vücuda günde 75 mg. deterjan alınabiliyor. Bu oran birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep oluyor. Nitekim deterjanların deriye teması bile cildin yağını alır, kurumasına ve çatlamasına, hassas kişilerde dermatitlerin oluşumuna neden oluyor. Ayrıca bebek ve çocuklarda bu etki daha vahim sonuçlara ulaşabiliyor. Ham petrolden sentetik yolla elde edilen deterjanların içeriğinde genel olarak fenol, amonyak, paraben, naftalin vb. gibi zararlı kimyasal maddeler bulunuyor. Son zamanlarda deterjanlarda biyolojik bozulmaya uğrayan madde kullanılması yaygınlaşsa da bir çok deterjanın içerdiği doğada çözünmeyen inorganik maddeler sulara ve toprağa karışıp buralarda birikerek ekolojik canlılığı tehdit etmeye devam ediyor. Ayrıca petrolden üretilen temizlik malzemeleri uzun vadede kanalizasyon sistemlerine de zarar veriyor.

 

Alternatif Temizlik Ürünleri-Yöntemleri Var mı?

Zararlı deterjanlar konusunda toplum sağlığının ve çevrenin korunmasıyla ilgili kurumlar ile üreticilerin alacakları önlemler yapacakları düzenlemelerin yanı sıra bizler de birkaç alışkanlık değişikliğiyle hem kendimizin ve sevdiklerimizin sağlığını hem de doğayı ve ekolojik canlılığı korumak için adım atabiliriz. Kaldı ki günümüzde organik ve ekolojik ürünlerin kullanımına yönelik artan bir trend mevcut. Yapılan araştırmalar ve tavsiyeler artık hangi markanın daha iyi temizlediği yönünde değil, nasıl daha doğal ve zararsız temizlik elde edebilirim yönüne eviriliyor. Modern yaşam kalıplarının bizi zorladığının aksine daha az şeyle daha sağlıklı ve temiz olunabilir. Evde birkaç malzemeyle hazırlanabilen çamaşır ve bulaşık deterjanları hijyeni sağlamaya yetiyor ve sağlığımızı olumsuz etkilemiyor. Bunu yanı sıra insan sağlığına ve çevreye duyarlı firmalar ve girişimciler bitkisel içerikli temizlik malzemeleri üretmeye çalışıyor. Ağır kimyasal maddeler içeren temizlik malzemeleri kullanılarak daha çok hijyen elde edileceği takıntısından uzaklaşarak evimizde temizleyici içeriğe sahip organik malzemeleri değerlendirmeye, hem sağlığımıza hem doğaya ve ekolojik sisteme zarar vermeyen temizlik ve bakım malzemeleri satın almaya çalışmalıyız.

 

Organik günler dileriz,

 

 

 

 

 

 

 

Bitkisel Yağ Deyip Geçmeyin!

Bitkisel Yağ Deyip Geçmeyin!

Kimyasallardan olabildiğince uzak kalmak bizim için ilk şart. Kozmetik ürünlerde kullanılan kimyasallara ve bunların zararlarına her fısatta değinmeye çalışıyor, iç karartıcı yazılarla bol bol sizi meşgul ediyoruz. Ama bu sefer çok farklı bir yazı ile geldik karşınıza. Umarız sever, faydalı bulursunuz. Şimdiden hepinize keyifli okumalar….

Kozmetik sektöründe organik üretimin kullanıldığı en yaygın alanlardan biri saç bakımıdır. Peki kimyasallardan tamamen arındırılmış, pür i pak şampuanlar, saçlarımızı nasıl temizliyor? Daha da önemlisi saç yapısına bağlı olarak geliştirdikleri farklı etkileri hangi içeriklere borçlular? İşte bu yazımızda tam olarak bu soruların cevaplarını verebilmek adına organik şampuanların içeriklerinde kullanılan bitki özlerini incelemeye çalışacağız. Ha bu arada yaygın kullanılan zeytin, zeytinyağı, papatya, lavanta gibi bitkiler yerine daha nadir kullanılıp, daha özel durumları hedefleyen bitkiler ilk tercihimiz olacak. Gelin birlikte göz atalım, nelermiş bu bitkiler.

 

At Kuyruğu Yağı

Son zamanlarda popüler olan bitkilerden bir tanesidir at kuyruğu otu. Uygun dozlarda kullanılması durumunda vücut için bilinen çokça faydası bulunmaktadır. Ancak yazımızın içeriği gereği biz sadece saça olan faydalarına değineceğiz. Önce meraklıları ve ilgilenenleri için içeriğine bir bakalım. At kuyruğu otu silika, manganez, alüminyum, potasyum, saponinler, fitosteroller, fenolik asitler, kafeik asitler, alkaloidler, tanenler, ve flavonoidler bakımından oldukça zengin bir yapıya sahip olduğundan iyileştirici özelliğe sahiptir.

Daha spesifik inceleyecek olursak içeriğindeki silika kadınlarda ve erkeklerdeki saç dökülmesini yavaşlatırken aynı zamanda yeni saç köklerinin büyümesini teşvik eder. Bu sayede kafa derisi üzerine kan dolaşımını arttığından, saç köklerini beslenir ve scalar normalden daha hızlı uzar. Diğer yanda yapısındaki amino asitler ve fitosterollerin etkisiyle kafa derisi üzerindeki yağ birikimi azalır, ve bu sayede saç köklerinin güçlendirilmesini sağlar.

Not : Uzun süreli veya fazla miktarlarda kullanımi yan etkilere yol açabileceğinden, atkuyruğu özütü kullanmadan önce bir doktora danışmanız tavsiye edilir.

 

Isırgan Otu Özü

Sizin de anneniz küçükken ısırgan otuyla saçınızı yıkamış mıydı? Peki sebebi neydi? Saçınız dökülüyor diye mi yoksa kepekler azalsın diye mi? Eskilerin bir bildiği varmış derler ya, haklılar.

Isırgan otunun içeriğinde sekretin adında bağırsak, karaciğer, pankreas ve safra kesesi salgılarını uyaran bir madde vardır. Aynı zamanda yapısında bulunan potasyum tuzları, demir, organik asitler-formik asit, histamin, asetilkolin ve C Vitamini saç bakımındaki olumlu etkisini arttırmaktadır. Faydalarını da özetleyecek olacaksak ısırgan otu genel olarak saçı besleyerek sağlıklı bir şekilde uzamasını sağlar, saçları güçlendirir, canlılık ve parlaklık verir. Saç dökülmesini azaltır, aynı zamanda güçsüz olan saçların gürleşmesini sağlar, hatta yeni saçların çıkmasına yardımcı olur. Ha unutmadan kepek sorununuz varsa ısırgan otu özlü organik şampuan kullanmayı deneyebilirsiniz.

 

Aloe vera

Şampuanlarda en yaygın kullanılan bitkilerden bir tanesi olan aloe vera, B1, B2, B3 ve B6 vitaminleri başta olmak üzere toplam 12 çeşit vitamin, kalsiyum, demir, potasyum gibi toplam 20 farklı mineral ve alanine, arginine gibi toplam 18 farklı aminoasit içerir.

Yaygın kullanılmasının sebeplerinden biri her türlü saç tipine uygun olması, diğer bir tabirle içeriğindeki onlarca faydalı sayesinde her türlü saç ve deri sorununa çözümler üretebiliyor olmasındandır. Örneğin hem saç derisindeki aşırı yağı temizlemek için kullanılan aloe vera aynı zamanda kuru saç derisini yumuşatma görevine de sahiptir.

Saç derisinin bakımı en az el ve yüz bakımı kadar önemlidir. Sağlıklı saç yapısına sahip olabilmek için bu bölgede ki deri tabakasının güneş ışınlarından korunması ve düzenli olarak nemlendirilmesi gereklidir. Aloe vera bunu doğal yollardan herhangi bir yan etkiye yol açmadan sağlayabilmektedir.

Aloevera bitkisi saç derisindeki kan dolaşımını hızlandırarak saçın kaynağı olan saç köklerine daha fazla oksijen gitmesini, dolayısıyla daha çok beslenmesini sağlar. Saçlarınız sağlıkla uzar. Ayrıca anti bakteriyel özelliklere sahip aloevera bitkisi kafa derisinde oluşabilen mantara bağlı bazı rahatsızlıklara bağlı saç dökülmelerinin de önlenmesinde etkilidir.

 

Biberiye Yağı

Biberiyeyi hepiniz bilirsiniz, hani şu etlerin yanında kullandığımız hoş kokulu baharat var ya işte o. İşte bu baharat verdiği güzel lezzetin yanında aynı zamanda saçlarımız için de çokça faydalar taşırmış.

İçerdiği uçucu yağlar arasında başta borneol olmak üzere linalol, kamfen, sineol ile kafuru ve bitkide ayrıca tanen, reçine ile diğer etkili maddeler varmış ve o güzel kokusu da işte bu uçucu yağlardan kaynaklanırmış. Boyadan yıpranmış saçlarınızın onarımında, saç dökülmelerinde, dökülen saçların yeniden çıkmasında, ve kırılıp yıpranmış saçların beslenmesinde oldukça etkin rol oynayan biberiye yağı, saçı genel anlamda besleyip, hacim kazandırarak taze bir görünüm kazandırırmış, bizden söylemesi.

 

Çay Ağacı Yağı

Saç bakımında kullanılan bir diğer faydalı yağ ise bizim bildiğimizden çok farklı bir tür çay ağacı bitkisinin yapraklarının damıtılmasıyla elde edilir. İçeriğini % 31 Terpinen-4-ol, % 3,5 Alphaterpineol, % 16,4 P-Zymen oluşturur, ve antiseptik, antibakteriyel, antiviral ve antifungal etkileriyle zararlı bakteri, virüs ve mantarları öldürüp yaraları iyileştirmektedir. Özellikle kuru saç derisi problemlerinin tedavisinde kullanılır, ve kepeklenme ve ‘seboerik dermatit’ olarak bilinen egzama sorunları için direk etkilidir.

Aspir Yağı

Popüler yağlardan bir diğeri aspir yağının içeriğindeki linoleik tipteki Omega-6 (%74) ve Omega-9 yağ asidi (%14) hücre duvarlarının yapısında ve işleyişinde önemli rol oynar, ve esansiyel bir yağ asidi olduğundan vücut tarafından üretilmeyip dışarıdan alınması zorunludur. Aspir Tohumunda bunların yanında ayrıca amino asitler, mineral maddeler ve bazı vitaminler (B1, B2, B12, C, E) bulunur. Aspir yağı, kuru saçlarını derinlemesine besler, onarır, eskisi gibi yumuşacık, parlak olmasını sağlar. Aspirin içeriğinde bulunan bir diğer madde olan Oleic Asit, saç derisindeki kan dolaşımını arttırır ve saçların güçlenmesini, beslenmesini sağlar.

Argan Yağı

Gelelim inceleyeceğimiz son yağ olan, son zamanlar popüleritesi oldukça artmış argan yağının saça olan faydalarına.  Birçok kültürde geleneksel olarak kullanılan argan yağı, güçlü saç nemlendirme özelliği sayesinde saçın parlak ve sağlıklı olmasına yardımcı olur. Kırık ve yıpranmış saçları besleyerek onaran argan yağı, Fas’a özgü bir Argan ağacından elde edilmektedir. İçerdiği zengin E vitamini sayesinde tüm bu etkileri yapan argan yağı kadınların yeni gözdelerindendir denilebilir.

Sarımsak Özü

Sarımsağın faydalarını aranızda bilmeyen yoktur. Doğal antibiyotik ve antibakteriyel özellikleri başta olmak üzere bağışıklığı güçlendirmek ve daha birçok hastalığa şifa olmak gibi özellikleri vardır. İçeriği vitaminler bakımından da oldukça zengin olan sarımsak A, B, C vitaminleri, selenyum, kükürt, eterik yağ, alicin gibi etken maddelerden oluşur. Tüm bu faydalı bileşenlerin etkisiyle saç köklerini güçlendiren sarımsak özü, saç derisindeki kan dolaşımını hızlandırır. Bu sayede saçların sağlıklı bir şekilde uzamasını sağlayan sarımsak özü, sarımsak içerikli şampuanları vazgeçilmez kılan özelliklerden biridir. Saç köklerindeki problemleri de gidererek sağlıkla uzayan saçlara kavuşmanızı kolaylaştırır. Çok eskilerden beri saç kıran hastalığının tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir.

Doğanın içinde saklı bu kadar nimet varken, kimyasalları, zararlıları kullanmak neden? Evet kabul ediyorum bu saydığımız bitkisel çözümlerin hiçbiri kullanıdığınız o şampuanlar kadar kısa sürede kepeğinizi kesmeyecektir, ama inanın bu kötü birşey değil. Saç derinizi aşındırırcasına temizleyip faydalı zararlı tüm yağ asitlerini uzaklaştırarak yapılacak arındırma, hiçbir zaman iyi bir yönem değildir. Sağlıklı saç bakımı doğal seyrinde yavaş yavaş beslenerek, sabırla yapılandır. Yukarda saydığımız bitki özleriyle üretilen sertifikalı organik şampuan ve saç kremleri de bu işe en doğru yapan ürünlerdir.

 

Organik günler dileriz,

Dr. Nil Demir

 

Referanslar

  1. http://www.bilgiustam.com/atkuyrugu-bitkisinin-faydalari-nelerdir/
  2. https://evdesifa.com/cay-agaci-yaginin-kullanim-alanlari/
  3. http://www.pufnoktalari.net/sarimsakli-sampuanin-faydalari/
  4. http://www.dehabiodizel.com.tr/aspir-yag%C4%B1.html
  5. http://www.dogalvadi.com/sifali-bitkiler/biberiye.html
  6. http://www.dogalvadi.com/sifali-bitkiler/isirgan-otu.html