PARABEN VE SLS TEHLİKESİ!

PARABEN VE SLS TEHLİKESİ!

Temizlik, hijyen ve bakım günlük hayatımızın bir parçası elbet. Kişisel temizlikten, evimize, kıyafetten, eşyaya kadar tüm alanlara özgü farklı farklı temizlik ürünleriyle dolu dolaplarımız. Tabiri caizse bir elimizde çamaşır suları bir elimizde çokça köpüren deterjanlar düşmüşüz bir mikrop öldürme, eşyaları parlatma derdine. Aman bol bol dökeyim de iyice çıksın şu kir toz, tüm evi deterjan kokusu da sardı mı görev başarıyla tamamlandı diyenlerdenseniz bu yazıya iyi kulak verin.

Farkında olalım ya da olmayalım elimizin altındaki birçok ürün içeriğindeki kimyasallar sebebiyle insan sağlığına ve çevreye geri dönüşümü olmayan müthiş zararlar vermekte. Bu kategoride sayabileceğimiz zararı uzmanlar tarafından onaylanmış kimyasal ürün listesi hayli kabarık. Bunlardan iki tanesi olan sls ve paraben ise son yıllarda kamuoyunda ve medyada bilinirliği biraz daha artan etken kimyasallardan. Nedir bu paraben ve SLS adlı sağlığı tehdit eden bir o kadar da içimizde olan kimyasal düşmanlar gelin yakından bakalım.

Paraben daha çok kozmetik ve bakım malzemeleri gibi farmasi ürünlerinde (krem, losyon, şampuan, makyaj malzemeleri, diş macunları vs. gibi) bakteri ve mantar oluşumunu engellemek, dayanılırlığı arttırmak ve raf ömrünü uzatmak için kullanılan düşük maliyetli bir koruyucu çeşididir. Ayrıca methylparaben, ethylparaben, propylparaben, butylparaben veya benzylparaben gibi türevleri vardır. Şayet ürün etiketinde bunlardan biri varsa elimizdeki ürünü rafa geri koymamız bizim yararımıza olacaktır. Özellikle şampuan, diş macunu ve sabun gibi hemen hemen her gün ve hepimiz tarafından kullanılan ürünlerin içindeki paraben cildimiz tarafından emilip kana geçtiği için vücutta belli seviyede birikimi kanseri tetikliyor. Yapılan araştırmalar sonucunda parabenin endoktrin sistemini üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu da bir diğer ‘’free paraben’’etiketli ürün arayış sebebi.

Bir diğeri ise SLS şeklinde kısaltılan fakat etkileri oldukça zararlı olan Sodium Lauryl Sulfat. Deterjanlarımızın, şampuanlarımızın köpürmesini sağlayan maddenin ta kendisi. SLS en yaygın kullanım alanı ise şampuanlar. SLS li şampuanlar saç foliküllerine ve kök hücrelerine zarar vererek neredeyse çoğumuzun canını sıkan saç dökülme problemlerine yol açıyor. Aynı zamanda alerjen etkisi ve cilt kuruluğuna da davetiye çıkarıyor. Kalitesiz ve bilinçsiz ürün tüketimi yapmanın, aslında sonrasında bir o kadar çaba ve para sarfetmemizle adeta kısır döngüye dönüştüğü ve cebimizi daha fazla yaktığı da bir başka gerçek.

Belki adını ilk defa duyduğumuz bu kimyasallar hayat kalitemizi ve sağlığımızı yavaş yavaş ve sinsice tehdit ediyorlar. Ne yazık ki birilerinin insan sağlığını hiçe sayması, ucuz maliyet kaygısı yüzünden sağlıklı olmak adına yaptığımız temizlik eylemi aksiyle sonuçlanıyor. İşin özü köpükler sandığımız kadar masum değilmiş onu anlıyoruz. Buraya kadar olumsuz bir tablo gördük ama çözümsüz değil elbette. Paraben ve SLS tehlikesinin farkında, kimyasala karşı doğal olandan yana birçok organik üreticisi bizimle. Sağlığı ve hayatı önemsemeyi birincil ilke olarak belirleyen marka ve firmaların ürün seçeneklerini tercih etmek beraberinde bize sürdürülebilir bir dünya ve yaşam getirecektir unutmayalım.

 

Organik günler dileriz.

Selin Bozdağ Toprak

 

GÜZEL OLACAĞIM DERKEN SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN!

GÜZEL OLACAĞIM DERKEN SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN!

Antik çağlardan bugüne popülerliğini giderek arttıran bir alışkanlık. Birçok kadının vazgeçilmezi. Neyden mi bahsediyorum? Tabi ki de ayna karşısında bıkmadan usanmadan vakitlerimizi geçirdiğimiz makyaj tutkumuzdan. Her kadın olmasa da birçok kadın için makyaj yapmak adeta temel bir ihtiyaç olmuş durumda. Kimimiz yüzümüzdeki sivilce, kızarıklık gibi kusurları örtmek için fondateni çantamızdan eksik etmezken, kimimiz “eyelinersız asla!” diyoruz.

Makyaj ihtiyacının altında yatan sosyolojik ve psikolojik birçok neden mevcut, fakat orası ayrı bir yazının konusu. Ne dersek diyelim günümüz dünyasında makyaj sektörüne olan ilgi reklamlardan, billboard afişlerinden ve sosyal medya üzerinden gördüğümüz üzere adeta çığ gibi büyümekte. Girdiğimiz bir kozmetik mağazasında hem ürün hem marka çeşitliliğinden başımız dönüyor, kafamız karışıyor çoğu zaman. Hangisi daha kalıcı, cildimizde daha güzel duruyor anlayalım diye testerları deniyoruz. Ancak sadece kalıcılığa, cildimizle olan uyumuna bakmak yeterli mi?

Eğer bilinçli bir kozmetik tüketicisi isek ne şanslı bize ki öncesinde içindekiler kısmına bakarız mis gibi. Şayet aksi ise vay halimize ki bizi güzelleştirecek diye medet umduğumuz o sağlıksız, kimyasal dolu, parabenli,  alüminyumlu ürünleri sepete attık bile! Yapılan araştırmalarda kadınların vücutlarına makyaj yoluyla 2 kg kadar kimyasal aldıkları tespit edilmiş. Bunun bakkal amca bana 2 kilo kimyasal versen de yesem demekten hiçbir farkı yok zannımca. Kulağa komik gelse de maalesef bunlar bilinçlenmemiz adına önemsiyorum.

Bir de özellikle üzerinde durmak istediğim biraz daha ayrıcalıklı bir makyaj ürünü var ki, o da göz kalemi. Göz kalemi bu ürünlerin içinde en çok tercih edilen ürün çünkü. Makyaja dair tek malzemesi göz kalemi olan pek çok kadın var. Piyasada renk renk satılan bu kalemlerin kalıcılığı için balmumu, yağ ve silikon gibi gözyaşı kuruluğuna ve çeşitli alerjik reaksiyonlara sebebiyet veren maddeler kullanılıyor. Sonuç olarak çeşitli göz rahatsızlıkları, bulanık görme, tahriş vs. gibi sıkıntılar baş gösteriyor. Hele ki son zamanlarda yoğun dumanlı makyaj trendi, bilinçli olmayan tüketicilerin sağlığı için daha da katmerli bir sorun olmaya başladı maalesef.

Peki diyelim ki artık kozmetiğin güzellik sihrinden ibaret olmadığının farkına vardık, ee şimdi makyajla vedalaşacak mıyız? Hayır. Elbette ki bu makyajı, kozmetiği hayatımızdan çıkarmamız gerektiği anlamına gelmiyor. İşte burada her şeyin en doğal, en katışıksız, hem insanla hem çevreyle uyumlu olanı, organik makyaj alternatifi imdadımıza yetişiyor. Tamamen doğal yollarla elde edilmiş, bilhassa belli başlı organik ürün sertifikalarına sahip ürünler tercih etmek, bugün sizi güzel gösterip yarın sağlığınızdan edecek ürünlerin aksime sağlıklı bir güzellik katacaktır size. Asıl mesele de bu değil mi zaten?

 

Organik günler dileriz.

Selin Bozdağ Toprak

Bebek Eşyalarında Temizlik !

Bebek Eşyalarında Temizlik !

Mini mini bir kuş evinize konduğu andan itibaren artık hayatınız hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak demektir. Günlük yaşantınızda değiştirmeniz gerekence onlarca şey, gözden geçirmeniz gereken onlarca konu vardır. Bu değişimin iyi yönde olduğuna tabi ki şüphe yok, ancak bazen değişimleri önem sırasına göre dizmekte yanlışlar yapıyor olabiliriz.

Bebeğimizin güvenliği, sağlığı, mutluluğu herşeyin önündedir şüphesiz, ama o emeklerken yerlerden mikrop almasın diye evi hergün mis kokulu deterjanlı sularla silmek iyi bir strateji değildir. Kıyafetlerine değen meyve lekeleri çıksın diye çamaşır suyuna batırmak, ya da mama sandalyesi üzerindeki salça lekeleri çıksın diye çamaşır suyu ile silmek yapılan en büyük hatalarımızdan olsa gerek. Bırakın lekeli giysin badilerini, kirli görünsün mama sandalyesi bebeğiniz çamaşır suyu kalıntısından uzak olsun da. Yerler sirkeli suyla da parıldar, yeter ki çocuğun o kokulu kimyasalları yalamasın.

Yine biberonlarını kendi kullandığımız fosfat içeren bulaşık deterjanı ile yıkamak da bunların arasında yer alır… Bebeklerin doğduğu günden itibaren anne sütü ile bile beslenseler öyle yada böyle sterilize edilmesi gereken bazı malzemeleri vardır. Bu emzik olabilir, süt sağma makinesi olabilir, ve ya biberon olabilir. Bu bahsettiğimiz 3 malzeme de direk olarak bebeklerin ağızlarıyla temasta olduğundan hijyenik olmaları gerekmektedir. Süt ve mama kalıntıları üzerinde kolayca üreyen bakteriler bebeklerde mide ve bağırsak rahatsızlıklarına sebep olabileceğinden son derece önemlidir. Farklı formatlardaki sterilizasyon makineleri bulunmasına rağmen, suda kaynatmak kullanılan en geleneksel ve düşük maliyetli yöntemdir. Biberon veya emzikler güzelce temizlendikten sonra suda kaynatılarak sterilize edilebilir. Ancak bu işlemi her seferinde yapmak mümkün olmadığı durumlarda kullanılmak üzere alternatif bir temizlik deterjanınızın olmasında fayda vardır.

Bir defalık bulaşık deterjanıyla yıkarım birşey olmaz, zaten bir dahaki sefere kaynatırım birşey kalmaz demeyin. Marketlerde satılan bulaşık deterjanlarında kullanılan, ürünleri kolayca temizlemeye yarayan ana maddelerden biri olan fosfat durulanması son derece zor bir kimyasaldır. Durulanamayan bu madde, ishal, kusma, deride tahriş gibi çokça yan etkiye sahiptir. Su kaynaklarına karışan fosfatın oksijeni tüketen yosunlara besin olarak, o bölgedeki balıkların boğularak ölmesine sebebiyet vermesi de işin çevreye bakan yanı.

Tüm bu sebeplerden yola çıkarak bebeğinizin bulaşıklarını sonrasında kaynatacak bile olsanız fosfat içermeyen deterjanlarla yıkamanız önemlidir. Bu konuda en büyük sıkıntıyı misafirliğe gittiğinizde yaşayacağınızı da belirtmekte fayda var. Neyse ki herşeyin en pratiğini düşünen anneler deterjanların deneme boylarını edinip, çantalarında taşımayı da kolayca başarabilirler. Deneme boyu olmayan ürünleri de kendi alacağınız minik kaplarda çantanızda bulundurabilirsiniz.

Piyasada artık yerli yabancı çokça markada organik içerikli bulaşık deterjanları bulunmaktadır. Yerli üretim hacminin de artışıyla çeşitliliği artan bu ürünlerin erişilebilirliği artık daha kolay. Deterjanlarınızı seçerken sertifikalı organik ürünleri tercih etmeniz ürünlerin üretim proseslerinin kontrollü olması açısından son derece önemlidir. Dünyaya daha yeni gözlerini açan, bağışıklık sistemi bile gelişmemiş minik yavrularınızı en azından kimyasallardan korumak sizin elinizde. Haydi bir göz atın, siz de göreceksiniz zengin seçenekleri.

Organik günler dileriz,

Dr. Nil Demir

 

 

Biz ve Diğerleri için Organik Beslenme!

Biz ve Diğerleri için Organik Beslenme!

Gelişmenin her zaman iyiye ulaştırdığına dair algımız, geldiğimiz noktada soru işaretleriyle karşı karşıya. Endüstrileşme ve teknolojiyle birlikte gelen hız ve işlevsellik arayışı gündelik hayatımızdaki  beslenme gibi temel alışkanlıklarımızı esaret altına aldı. Eskiler için kendi ektiğini toplayıp kendi yiyeceğini yapmak gündelik uğraşlardan biriydi. Oysa ki modern çağ insanı için bir meyveyi dalından kopararak yemek, doğal tadı ve kokusunu hissetmek lüks hale geldi.  Bu olumsuz etkinin sonuçlarıyla yüzleşme çağdaş insanı aslında eski olan yeni arayışlara yöneltti. Şimdilerde, doğal ve gündelik olana organik beslenme adını vererek yeniden kavuşma peşindeyiz.

 

Organik Beslenme Nedir?

Organik beslenme; temel olarak organik ürünlerin tüketilmesini gerektirir. Organik ürünler üretim aşamasında hiçbir kimyevi maddenin kullanılmayan, hayvanlar üzerinde test edilmeyen ürünlerdir. Tıpkı yıllar öncesinde eski toprak dediğimiz insanların yaptığı gibi. Organik ürünleri üretmek için organik tarım yapılması gerekir. Organik tarım üretimden tüketime kadar her aşaması kontrol edilerek ve sertifakalandırılarak yapılır. Buna ekolojik tarım da denir. Doğada olanı saf haliyle soframıza getirmeyi amaçlayan organik tarım, aynı zamanda doğanın yabancısı olduğu kimyasalları da doğaya bırakmamayı sağlar. Kısacası organik beslenme kendimize, diğer canlılara, doğaya ve çevremize zarar vermediğine emin olduğumuz  ürünleri yiyip içmektir.

 

Organik olmayan ürünleri kullanmak bizden neler götürür?

Organik olmayan gıda ürünleri genel olarak endüstriyel üretimden çıkmıştır. Bu tarz üretimde esas olarak karlılık, uzun ömürlülük, ucuzluk, miktarının fazla olması, hızlı üretilmesi gibi faktörler göz önünde bulundurulur. Doğal üretim yapmak zahmetli, dikkat gerektiren ve vakit alan bir üretim biçimidir. Firmalar böyle bir üretim yönteminden kaçınır. Bugün sıradan bir markete gittiğimizde organik bir ürün bulmak neredeyse imkansızdır. Bunlara paketli gıdaların dışında taze olarak satılan sebze ve meyveleri bile dahil edebiliriz. Doğal ve gündelik olandan fersah fersah uzaklaştık. Bu uzaklığın maliyeti günlük olarak sezilmese bile uzun vadede bize ve gezegenimize ağıra mal oluyor.

İlk olarak bundan en çok etkilenen faktör sağlığımız. Organik olmayan ürünlerin hızlı yetişmesi için hormonlar kullanılarak doğal olgunlaşma süreçleri bozuluyor. Uzun ömürlü ve cazip görünümlü olmaları için yapay koruyucular, renklendiriciler ve katkı maddeleri kullanılıyor. Bu maddelerin çoğu sağlığa oldukça zararlı; uzun vadede kanser riskini dahi içerebiliyor. Bunun dışında obezite ve bir çok kronik hastalığın sebebi olarak da yine bu zararlı maddeler görülüyor.

Resim.1 Türkiye’de ve dünyada organik tarım haritası*

Dünya sadece bizden mi ibaret?

Organik beslenmeyi ele alırken sırf insan sağlığını merkeze almak eksik ve bencilce bir yaklaşım olacaktır. İnsan sağlığı dışında doğadaki diğer canlılar da organik olmayan üretimin getirdiği zararlardan nasibini alıyor. Özellikle konvansiyonel tarımda kullanılan kimyasal gübreleme ve ilaçlama ile toprak ve su kaynakları kirletiliyor; buralardaki canlı hayatının sürekliliği tehlikeye atılıyor. Bunun dışında endüstriyel üretimde kaynak olarak kullanılan hayvanlar doğal gelişimlerini ve hayatlarını yaşayamadan üretim safhasına sevk ediliyor. Ayrıca kimyasal maddelerin kullanıldığı üretim aşamalarında çalışan işçiler de bu maddelerin zararlarından etkileniyor. Kapitalist üretim mantığı çerçevesinde bu işçiler emeklerinin karşılığını alamadan yoğun şekilde çalıştırılıyor.

Kısacası organik olmayan gıda maddelerinin üretim döngüsü doğaya, canlılığa, ekolojik düzene ve çevremize olumsuz etkilerde bulunuyor. Bu etkiler bir insan ömründe bile gözlemlenebilir boyutlara ulaşmakla birlikte; bizden sonraki nesillere bıraktığımız bu bozulmuş ve kirletilmiş miras daha vahim bir durumu gözler önüne seriyor.

Aklıyla doğaya egemen olmaya çalışan insanoğlu kendi sürekliği için her çağda farklı yollarla da olsa gıda üretmek ve tüketmek zorunda kalmıştır. Günümüz insanı için pratik, ulaşılabilir ve az maliyetli olan organik olamayan ürünleri tercih etmek anlaşılır bir durum. Organik olmayan ürünlerin kısa vadede olumsuz etkilerini çok fazla göstermemesi de bu tercihe yönelimi arttırıyor. Oysa ki üretim ve tüketim aşamalarının organik olmayan şekillerde gerçekleştirilmesi doğa üzerinde bir insan ömrünü aşan, silinmesi binlerce yıl alan etkilere sahip oluyor. Dünya bizim evimiz ve ona bıraktığımız her olumsuz etkinin zararı nihayetinde bize veya neslimize dokunacaktır. Günü kurtarmak için yaşamayan, insanlığı bir bütün olarak alan insan aklı yine, sadece kendisi ve nesli için bile olsa, organik üretimi tercih etmelidir.

Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi sadece insanı merkeze alarak düşünmek diğer canlılara ve gezegenimize haksızlık olacaktır. Yaşadığımız gezegeni bir bütün olarak algılayıp diğer canlılara ve doğaya karşı olan sorumluluğumuzu da unutmamız gerekiyor. Organik üretim doğaya ve canlılığa dost bir üretim şeklidir. Organik üretim yöntemini ve organik besinleri tercih etmek kendi sağlımız ve gelecek nesiller için olduğu kadar gezegenimiz ve gezegenimizi paylaştığımız diğer canlılar için de atılması gereken bir adımdır.

Sağlıklı  günler dileriz,

 

 

* http://www.yesilist.com/turkiyede-ve-dunyada-organik-tarim/

Ekolojik Temizlik Ürünleri

Ekolojik Temizlik Ürünleri

Işıl ışıl parlayan bardaklar, sofralarımızı süsleyen muhteşem desenlere sahip yemek takımları, en sevdiğimiz kıyafetler, nevresimler, perdeler, üzerinde toz kondurmadığımız mobilyalar… Evlerimizde tertemiz olması gereken eşyalardan bazıları. Yine dışarı çıktığımızda da bu temizliğe rastlamak isteriz. Oturduğumuz bir restoranda menünün zenginliğinin yanı sıra servislerin temizliği, çalışanların görünümü ilk dikkatimizi çeken şeylerdendir. Tabi ki bu muhteşem temizliği elde etmek için oluşturulan temizlik malzemesi zulalarımız… En kalitelilerini ve en iyi sonuç verenlerini bulabilmek için araştırmalar yapar, tavsiyeler dinleriz. Hedef temizlik ve hijyen olunca hiçbir ayrıntı gözden kaçmamalıdır (!)

 

Sadece Temizliyorlar mı?

Temizlik ve hijyen için yaptıklarımız, harcadığımız onlarca çaba ve para bizi bu hedefe götürürken bazı ayrıntı olamayacak hususları göz ardı etmemize neden olmamalı değil mi? İşte sağlığımız bu hususların başında. Temizlik yapmak için kullandığımız çoğu malzemenin görünen yüzü, kirlerin ve lekelerin giderilmesi iken, görünmeyen yüzünde ise sağlığımız üzerinde giderilemeyecek hasarlar bırakma ihtimali bulunuyor. Yapılan onca araştırma sarf edilen emek ve paraya rağmen amacımızın aksiyle karşılaşmamız mümkün. Çünkü özellikle çamaşır ve bulaşık deterjanlarının içerikleri hakkında yapılan araştırmalar bunların insan sağlığı, ve ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyuyor. Günlük hayatımızda sürekli deterjanlarla haşır neşir oluyoruz. Bu da deterjanların temas ile vücudumuza, akan su ile doğaya karışmasına neden oluyor. Özellikle sıvı sabunlar, şampuanlar, bulaşık ve çamaşır deterjanları, banyo ve mutfaklarda kullanılan yüzey temizleyiciler durulanma zorluklarıyla karşımıza çıkıyor. Yapılan bir araştırmada; iyi bir durulama için çamaşır makinasında 8 ton, bulaşık makinasında 6 ton, banyoda şampuan ve duş jeli için 2 ton su harcanması gerektiği söyleniyor. Başka bir araştırmada ise deterjanla yıkanmış ve durulanmış yemek kaplarında 0,199 – 0,663 mg./lt. deterjana rastlanmıştır. Deterjanların durulanma zorluğu neticesinde yemek kaplarından vücuda günde 75 mg. deterjan alınabiliyor. Bu oran birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep oluyor. Nitekim deterjanların deriye teması bile cildin yağını alır, kurumasına ve çatlamasına, hassas kişilerde dermatitlerin oluşumuna neden oluyor. Ayrıca bebek ve çocuklarda bu etki daha vahim sonuçlara ulaşabiliyor. Ham petrolden sentetik yolla elde edilen deterjanların içeriğinde genel olarak fenol, amonyak, paraben, naftalin vb. gibi zararlı kimyasal maddeler bulunuyor. Son zamanlarda deterjanlarda biyolojik bozulmaya uğrayan madde kullanılması yaygınlaşsa da bir çok deterjanın içerdiği doğada çözünmeyen inorganik maddeler sulara ve toprağa karışıp buralarda birikerek ekolojik canlılığı tehdit etmeye devam ediyor. Ayrıca petrolden üretilen temizlik malzemeleri uzun vadede kanalizasyon sistemlerine de zarar veriyor.

 

Alternatif Temizlik Ürünleri-Yöntemleri Var mı?

Zararlı deterjanlar konusunda toplum sağlığının ve çevrenin korunmasıyla ilgili kurumlar ile üreticilerin alacakları önlemler yapacakları düzenlemelerin yanı sıra bizler de birkaç alışkanlık değişikliğiyle hem kendimizin ve sevdiklerimizin sağlığını hem de doğayı ve ekolojik canlılığı korumak için adım atabiliriz. Kaldı ki günümüzde organik ve ekolojik ürünlerin kullanımına yönelik artan bir trend mevcut. Yapılan araştırmalar ve tavsiyeler artık hangi markanın daha iyi temizlediği yönünde değil, nasıl daha doğal ve zararsız temizlik elde edebilirim yönüne eviriliyor. Modern yaşam kalıplarının bizi zorladığının aksine daha az şeyle daha sağlıklı ve temiz olunabilir. Evde birkaç malzemeyle hazırlanabilen çamaşır ve bulaşık deterjanları hijyeni sağlamaya yetiyor ve sağlığımızı olumsuz etkilemiyor. Bunu yanı sıra insan sağlığına ve çevreye duyarlı firmalar ve girişimciler bitkisel içerikli temizlik malzemeleri üretmeye çalışıyor. Ağır kimyasal maddeler içeren temizlik malzemeleri kullanılarak daha çok hijyen elde edileceği takıntısından uzaklaşarak evimizde temizleyici içeriğe sahip organik malzemeleri değerlendirmeye, hem sağlığımıza hem doğaya ve ekolojik sisteme zarar vermeyen temizlik ve bakım malzemeleri satın almaya çalışmalıyız.

 

Organik günler dileriz,

 

 

 

 

 

 

 

Organik Kozmetik Kullanmak Neden Önemli?

Organik Kozmetik Kullanmak Neden Önemli?

Son zamanlarda ağızdan ağıza bir ORGANİK propogandasıdır gidiyor. Herkes organik yumurtanın, tavuğun faydalarını tartışır olmuş. Kimisi bu işi gerçekten biliyor, öneminin farkında. Kimi ise sadece kulaktan dolma, herkes organik yumurta iyidir dediği için bu yola girmiş. Evet organik gıda üretimi de tüketimi de insan sağlığı ve çevre sürdürülebilirliği için son derece önemli.

Ancak gıda ürünlerinin yanında organik üretim ve tüketim konusuna dikkat edilmesi gereken bir başka sektör daha var ki görünmez bela, KOZMETİK. Günlük hayatımızın her anında kullanıp, bir şekilde maruz kaldığımız kozmetik ürünlerini sadece makyaj malzemeleri olarak değerlendirmemek lazım. Elinizi yıkamak için kullandığınız sabundan, şampuana, odanız güzel koksun diye kullandığınız oda parfümünden el kremine, koltuk altınıza sürdüğünüz roll-ondan ruja aslında hepsi birer kozmetik ürünüdür, ve sağlığınız için önemli miktarda tehdit oluşturabilme potansiyeline sahiptir. Bir de bu kozmetiklerin yeni doğan bebekler için kullanılan şampuan, bebek yağı, pişik kremi, vücut losyonu gibi versiyonları var ki onlar bir tık daha fazla önem taşımakta, zira dünyaya yeni gelmiş minicik bir vücuda yabancı maddelerin teması hiç hoş bir durum değildir. Daha kendi yağ dengesini bile kurmayı başaramayan o tazecik deri, benzin, alkol, paraben gibi maddelere uyum sağlamak zorunda bırakılmamalıdır. Köpür köpür köpüren şampuanların aslında tertemiz olan minicik yavrunuzun cilt pH’ına zarar verdiğini lütfen unutmayın. Yurt dışında ebeler yenidoğan bebeklerin banyolarına eser miktarda oleik asit oranı çok düşük soğuk sıkım doğal zeytiyağı damlatılmasını öneriyorlar. Evet yanlış duymadınız, bebeğiniz 2 hatta 3 aylık olana kadar ona hiçbir şampuanı kullanmak zorunda değilsiniz.

Az önce kozmetik ürünler için tehdit kelimesini kullandım, çünkü gerçekten içeriklerinde kullanılan kimyasalların başka ne işlerde kullanıldığını biliyor olsanız siz de beni çok iyi anlarsınız. Burada size birkaç tanesini sayıp, açıklamak zorunda hissediyorum kendimi belki biraz fikir verir diye.

Dibutil fitalat, plastikleştirici olarak bilinen bir kimyasaldır, ve genellikle yapıştrıcılarda ve matbaa mürekkeplerinde katkı maddesi olarak kullanılır. Aynı zamanda ojenin ham maddelerinden biridir.

Paraben, kozmetik ürünlerin neredeyse %80’ninde kullanılan koruyucu bir kimyasaldır. Ürünlerin raf ömürlerini uzatan paraben, insan cildi tarafından hızlıca emilerek, sağlık açısından oldukça fazla yan etkilere sebep olmaktadır. Ciltte oluşacak hassasiyetlerin yanında, hormonal sisteme baskı yapma ve kansere sebep olma gibi olumsuz sonuçları olabileceğine dair araştırma sonuçları bulunmaktadır.

Sodium Laureth Sulfate (SLS), özellikle temizlik ürünlerinde kullanılan yüzey aktif bir kimyasaldır. Fabrikalarda boru hatlarının temizliğinde kullanılan SLS’in en önemli özelliklerinden biri fazlaca köpürüyor olmasıdır. Bunun yanında orta derecede tehlikeli olarak belirtilen SLS, ciltte tahrişe neden olup, vücuda emildiğinde daha birçok hastalığa zemin oluşturabileceği bilinmektedir.

Bu liste böylece uzar gider, hatta bu yazıyı yazarken birara sadece kozmetikte kullanılan kimyasalları ve zararlarını özetleyen bir liste yayınlamaya karar verdim. Daha ayrıntılı bir çalışma olacaktır. Tabi tüm bu kimyasalların insan vücuduna olan zararlarının yanında üretim ve tüketim prosesleri sırasında çevreye verilen zararların da haddi hesabı yoktur. Kısıtlı kaynaklara sahip olduğumuz bu evrene kendi elimizle zarar vermek yapmak isteyeceğimiz en son şey olmalı.

Peki tüm bu zararlılardan korunmanın yolları neler, hadi bebeği doğal yağlarla nemlendirdik, oda parfümünü de hayatımızdan çıkarıp bolca temiz hava ile sorunu çözdük, ruj da olmazsa olmaz değil sonuçta ama şampuan kullanmadan nasıl yaşarız? Dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız da.. Hepimizin hayatında vazgeçemeyeceği bazı kozmetik ürünleri vardır, temizlik amaçlı veya bakım amaçlı kullandığı. Ancak yine hepimizin olmasa da olur gözüyle baktığımız zararlılar da vardır çantasında. İşte yapmamız gereken ilk şey o olmasa da olur dediğimiz ürünleri hayatımızdan bir hamle de çıkarıp atmak, olmazsa olmazların yerlerine de zararsız alternatiflerini bulmak olacaktır. En azından kendimizce bir öncelik listesi hazırlayıp, en önemlisinden en az önemlisine doğru hareket edebiliriz.

Ne mutlu ki artık dünyada ve ülkemizde de sağlıklı yaşama dair farkındalıkta artış gözlenmekte. Özellikle bebek ürünleriyle başlayan bu hassasiyet, yavaş yavaş tüm ürünlere doğru gelişme gösteriyor. Artık Türkiye’de yerli yada yabancı çokça organik kozmetik ürünü mevcut ancak bizler maalesef farkında değiliz. Halbuki biraz dikkatli araştırsak organik olmayan o çok popüler markalardan daha bile uygun fiyatlara organik markalara ulaşmak mümkün. Çünkü farkındalık herşeyin başı, önce farkında olmak lazım, sonrası gelecektir.

Organik Günler Dileriz,

Nil Demir